0
Start Giriş Üye Ol üyeler ((( RAVDATe@m))) Arama
Toplam Kategori: 69 *** Toplam Konu: 30095 *** Toplam Mesaj: 148179
Forum Anasayfa » TARİH / SİYASET / EKONOMİ » TÜRKİYE VE DÜNYADA SİYASET » TÜRKiYE'nin SÖMÜRÜLERi

önceki konu   sonraki konu
Bu konuda 14 mesaj mevcut
Sayfa (1): (1)
Ekleyen
Mesaj
Dai su an offline Dai  
TÜRKiYE'nin SÖMÜRÜLERi

922 Mesaj -

Kayıt Tarihi: 06.10.2008
En Son On: 13.09.2010 - 00:07
Cinsiyeti: Erkek 
Pasalar emekli olduktan sonra niçin konusmaya baslar?

Peki Pasalar emekli olmadan önce bu fikirlerini bir sekilde ifade etseler ne olur?

1839 a kadar Türk Milletini delikanlica savas meydanlarinda durduramayan, yenemeyen barbar ve geri kalmis Batililar careyi;
icimizdeki cürükleri kendi cikarlari dogrultusunda egitmekte ve kullanmakta buldular.

Kullandiklari insanlara "JÖNTÜRKLER" denildi.
Bunlar; Ingiliz ve Fransizlar tarafindan, Osmanliyi icten yikmak icin madden destekleniyor ve kullaniliyorlardi.

JönTürkler; Türk Imparatorlugunun temel yapisina sinsi sinsi girerek, Osmanli Devletini icerden zehirledi.

Tanzimat, 1. Mesrutiyet, 2. Mesrutiyet, vs..bu satilmislarin ürünü idiler.

1907 yilindan sonra ise; Osmanli imparatorlugunu kullanma ve sömürme isine Almanlar sahip ciktilar.

Enver Pasa, Ingiliz ve Fransizlarin terkini ve Almanlarin kucagina oturmayi 30.000 Alman Altini karsiliginda baslatti.

1907 yilindan 1922 yilina kadar Alman sömürgesi idik.

1922 yilinda Ingiliz ve Fransizlarla yapilan gizli bir anlasma ile T.C. Devleti kuruldu
ve 1943 yilina kadar Ingiliz ve Fransiz sömürgesi olarak yasadik.

1943 yilinda ABD ile yapilan anlasma ile, ABD sömürgesi yapildik.

Genel Kurmayimiz, Dünyanin hicbir yerinde görülmemis olan arsivleri acmama islemini yaparak,
Türk Milletinin bu satilmislik gerceklerini saklamak mi istemektedir.

Evrensel hukuka göre arsivler 25 yildan fazla kapali tutulamaz.
Bizim arsivlerimiz ise halen bizlerden saklanilmaktadir.

Devletlerarasi yapilan anlasmalarin hepsini, bizde olmasa bile, bizimle anlasma yapan ülkelerin arsivlerinde bulmak mümkündür.

iste bu dis arsivlere dayanarak, bize ögretilen TÜRK TARiHiNiN yalan oldugunu -hakli olarak- iddia edenler vardir.

(alinti-mim)
Ekleme Tarihi: 14.12.2009 - 04:32
Bu mesajı bildir   Dai üyenin diğer mesajları Dai`in Profili Dai Özel Mesaj Gönder zum Anfang der Seite
kolye7 su an offline kolye7  
Themenicon    OSMANLI'YI YIKAN HASTALIĞI İNÖNÜ HORTLATTI...

309 Mesaj -

Kayıt Tarihi: 01.12.2004
En Son On: 04.10.2010 - 21:47
Cinsiyeti: Erkek 
Osmanlının neden ve hangi zamanda hangi nedenlerle haçlının boyunduruğu altına girmeye başladığının fiili sebeplerini öğrenmeden ne Osmanlının neden bittiğini anlamak mümkündür, nede bugün Cumhuriyetin içine düşürülmüş olduğu çıkmazı, tuzağı anlamak mümkündür.

Osmanlı haçlı karşısında zayıflamaya ve geri kalmaya başladığında önceleri küçük gibi görünen fakat sonradan bir kansere dönüşen "KAPİTÜLASYON" illeti ile aslında bitişin merhale merhale hazırlığına başlamış ve sonrada zirveye ulaştırmış oldu.

KAPİTÜLASYONLAR ile ilgili şu linkte bu facianın aşamalarını görebilmeniz mümkün.

http://www.turkcebilgi.com/kapit%C3%BClasyonlar/ansiklopedi

Osmanlı yalnızca Kapitülasyon hataları ile başbaşa bırakılmadı, kalmadı. Onu parçalamak için fırsat bekleyen haçlılar bu çöküş için öncelikle askeri yapı ve idari işleri dahi istedikleri hale getirmek için her türlü baskı ve onu devreye soktular. Osmanlı ise karşı koyamayacağı bu güçler karşısında gittikçe artan tavizler vermeye başladı.

*Bunlardan biri Yeniçeri ocağını kapatılması idi ki arkasında ingilizler vardır. Osmanlının zayıflaması nedeniyle bu ocağın disiplinininde zayıflaması ve ingiliz zorlaması nedeniyle kapatılması gerçekleştirilmiştir.

*II. Mahmut yeniçeri ocağını 1826 da bir çok karmaşanın peşinden kapattı. Bu icraatın arkasında danışman olarak Osmanlıda ingiliz büyükelçiliği yapan bir zatın büyük katkısı ve devleti adına baskısı vardır.

*Tanzimat fermanı 3.Kasım.1839 Abdülmecit döneminde okundu. Arkasında haçlı baskıları vardır.

*Birinci meşrutiyet yine haçlı baskılarıyla II. Abdülhamit döneminde 23.Aralık.1876 da ilan edildi.

*İkinci meşrutiyet yine haçlı baskılarıyla yine II. Abdülhamit döneminde 24.Temmuz.1908 de ilan edildi.

Şimdi Osmanlının zayıf düşmesi nedeniyle adım adım çöküşe gittiği bu sürecin tarihlerine bir bakalım.
GERİLEME DEVRİ (1699-1792)

Cumhuriyetin kuruluşuna kadar olan dönemin yani (1793 - 1922) yılları arasında geçen HAZİN BİTİŞ'in ise o kadar çok adı varki hangisini yazayım ????

Bir devlet azametini gücünü, yitirmeye görsün ona bir sürü bela müptela olur. Bu belalar haçlı eliylede desteklenir ve devleti kurtaracağız diye devletlerini zayıf düşürürler JÖNTÜRK ve İTTİHAT TERAKKİ meselesinede böyle bakmak lazım.
Osmanlı zaten bitmişti bu etkenler sedece işin tuzu biberi oldular. Kimi iyi niyetle kimi başka niyetle ne farkeder.
Zaten bu yanlış faktörleride Osmanlının hızla çöküşü çare diye türetti.

Bir devlet düşünün ki bir zamanlar Kıbrısta bir haçlı baskınında yakılan donanması için "SAKALIMIZI KESTİNİZ" diyebilirken, öyle bir zaman gelmiştir ki Kırımda Osmanlının toprağını korumak için devletin beş parası kalmadığı için ingilizlerden ve Galata Bankerlerinden borç para alıp Ruslarla savaşmış ve bundada yenilmiştir.

Ve aldığı daha sonra alacağı yeni borçlarla iyice batağın içine saplanmış ve vergilerini toplayamaz hale gelen Osmanlı yerine haçlı kendi alacaklarını bu topraklarda kurduğu "DUYUNU UMUMİYE" gibi onurumuzu ayaklar altına aldıran bir kuruluşla kendi tahsil edip kalanıda Osmanlıya vermiştir.

Osmanlının yükselme devrinden bitişine kadar geçen süreci çok gerçekçi analiz edememek işte bugün olduğu gibi bu ülkeyi kurtaran ve cumhuriyeti kuranlara akıl almaz, insafsız ve mesnetsiz suçlamaları beraberinde getiriyor.

Paşalar emekli olduktan konuşur. Çünkü orduda bir hiyerarşi vardır. Ona uymayan paşa ancak erken emekli olmasına sebep olur.

Türkiye Cumhuriyetinin haçlı teslimiyeti Atatürk'ün hemen ölümünden sonra İsmet İnönü ile başlar. Ve Atatürk'e en büyük ihaneti yapanda İsmet İnönüdür. Bazıları bunu reddetsede bu gerçeğin ta kendisidir. ABD ile gizli anlaşmalar ve Türkiye'nin bağımlı hale getirilmesi zaten İnönü zamanında atılan imazalar ve gizli anlaşmalarla başlamış ve son yedi yıla kadarda bu başlangıcın üzerine pek çok yanlış adımlarla devam etmiştir.
Son yedi yılda ise bu iş tam anlamıyla bir faciaya dönüşmüştür.

Atatürkten sonraki ikinci en büyük hata ise Rusyanın Karsı Ardahanı istemesi nedeniyle güçlü bir müttefik arama gereği duyulması ve bu yüzden NATO denen ABD kuruluşuna üye olmakla yapılmıştır. İşte bu anlaşma ve üyelikle Türkiye paçasını ABD ye tam anlamıyla kaptırmış olmaktadır.

ABD bizim natoya üyeliğimizden sonra askeri bir pakt olma nedeniyle öncelikle askeriyeyi içerden kendine bağlama işlemlerini önemli derecede hızlandırmış ve gerçekleştirmiş, 12 Eylül 1980 son olmak üzere tüm darbelere emir yada onay vererek yapılmalarına sebep olmuştur. Ki Türkiyede kendi isteklerinin dışında bir gidişat olmasın.

Uzatmayalım ABD nin bu TSK kuşatması Karadayı ve Kıvrıkoğlu paşalar zamanında "SÜPER NATO" denen TSK içindeki oluşumun tasfiye edilmesi nedeni ile bir son bulmuştur.

İşte ABD'nin burada bir paniği söz konusudur. Şöyle demiştir ABD ileri gelenleri "BU TSK HİZADAN/HÜKMÜMÜZDEN ÇIKTI. ACİLEN BİR ŞEYLER YAPMAMIZ LAZIM"

Muavenet zırhlımızın bir tatbikatta göz göre göre kasıtla vurulması ABD nin TSK ya bir gözdağı vermek için yaptığı bir pislikten başka hiç bir şey değildir.
ABD nin bu anlamda yaptığı pisliklerin haddi hesabı yoktur. Kuzey Iraktaki "ÇUVAL" olayıda, Eşref Bitlis'in uçağının düşürülerek katlide bu cinsten olaylardan yalnızca birkaçıdır.

Son hükümet döneminde ise ABD karşıtlığının % 80 lere varması ABD de başka bir paniğe sebep olmuş ve BUSH Türkiye hükümetine "TÜRKİYEDE BU ABD KARŞITLIĞINI DURDURUN" diye adeta mevcut hükümete emir vermiştir.
Fakat gelişmelerin ABD isteklerine ters gelişmesi yeni bir ABD planını ortaya çıkarmıştır.

İşte bu anlamda içinde ABD oluşumu kalmayan eski derin çukur ne adı verirseniz yapıyı çökertiyorum ayaklarına Türkiyedeki uyanış ve ABD karşıtlığını susturmak için "ERGENEKON" denen operasyon 5.Kasım.2007 de ABD de oval ofiste BUSH tarafından sayın Başbakanımıza şu emirler verildi.
"ERGENEKON'U BAŞLATIN VE SONUNA KADARDA GİDİN. BİZ ARKANIZDAYIZ KORKMANIZ İÇİN HİÇ BİR SEBEPDE YOK"

Bugün acaip, hukukun yerle bir olduğu bir tablonun ortaya çıkmasına sebep olan bu operasyon bu nedenle SAPLA SAMANIN BİRBİRİNE KARIŞTIĞI bir görünüm vermektedir. Çünkü gerçek maksadı üzüm yemek değil bağcıyı dövmektir.

Ordu eleştirilmez değildir. Yanlışı olmayan bir kurumda değildir. Fakat dikkat ediniz ABD nin neden bu kadar TSK karşıtı olduğunu benim verdiğim gerçek bilgiler kanıtlıyor. Çünkü TSK artık ABD nin kuklası değildir ve bu nedenle ABD tarafından kurulup hükümete taşınan ABD hizmetkarı bir parti ile ortaklaşa akıl almaz saldırılara uğrayıp zayıf düşürülmeye çalışılmaktadır. Bu TSK saldırıları için özel görevli basın kuruluşları bu nedenle bağıra bağıra ABD ve hükümete bu anlamda büyük hizmetler verip TSK ya aralıksız saldırıp duruyorlar.

Bu ordu hepimizin o çökerse bu ülkede çöker. Bundanda TSK yı yıpratma kampanyasının sahibi yani ABD karlı çıkar, birde kenarda bekleyen iç ve dış düşman leş kargaları.....

TARİH TEKERRÜRDEN İBARETTİR. HAÇLI OSMANLININ SONUNDA BU TOPRAKLARDA OYNADIĞI ÇİRKİN OYUNLARI YİNE OYNAMAKTADIR. BİR TEK FARKLA, DAHA SİNSİCE VE PROFESYONELCE Kİ BU ÇİLEKEŞ MİLLET UYANIP OYUNLARINI KAFALARINA GEÇİRMESİN.

Kalın sağlıcakla....




PC de PC de PC de sevinçli Elinize Saglik Te$ekkürler Güle Güle Güle Güle


Bu mesaj 2 kez ve en son kolye7 tarafından 23.12.2009 - 21:43 tarihinde değiştirilmiştir.
Ekleme Tarihi: 14.12.2009 - 15:33
Bu mesajı bildir   kolye7 üyenin diğer mesajları kolye7`in Profili zum Anfang der Seite
Muhtazaf su an offline Muhtazaf  

Moderator
4252 Mesaj -

Kayıt Tarihi: 04.06.2007
En Son On: 15.02.2019 - 09:54
Cinsiyeti: Erkek 
Yeniçeri
Eyaletlerdeki topraklı veya timarlı sipâhilerle diğer eyalet kuvvetlerinden tamamen ayrı olarak Osmanlı devlet merkezinde padişahların şahıslarına bağlı kapıkulu denilen yaya ve atlı maaşlı askerler vardı. Kapıkullarının en meşhur sınıfı “Yeniçeri Ocağı” idi.
Osmanlı Devleti Rumeli tarafında genişlemeye başlayınca daimî bir orduya ihtiyaç duyuldu. Savaşta esir alınan askerî şartlara uygun Hıristiyan çocukları İslâm terbiyesiyle yetiştirilerek yeni bir askerî sınıf meydana getirildi. Bu uygulamayı ilk olarak Orhan Gazi'nin oğlu Şehzade Süleyman Paşa'nın başlattığı rivayet edilmektedir. Bu askerî sınıf yeniçeri ocağının kurulmasına kadar Osmanlı Devletinin tek ve muntazam ordusu olarak kaldı.
Orhan Beyin vefatından sonra yerine geçen Sultan Birinci Murad Han Çandarlı Kara Halil’i yeniçeri ve acemi ocaklarını kurmakla vazifelendirdi. Molla Rüstem Karamânî ile birlikte bu işi başarıyla yürüten Çandarlı Kara Halil devlet hazinesi ve devletin malî teşkilatını da kurup çeşitli düzenlemeler yaptı. Yeniçeri ocağına asker yetiştirecek ilk acemi ocağı Gelibolu’da kuruldu. İslâm hukukunda harpte elde edilen esir ve ganimetlerin beşte birinin beytülmâle ait olması hükmüne dayanılarak Pençik Kanunu çıkarıldı. Bu kanunla savaşlarda elde edilen her beş esirden biri devlet hesabına ve asker ihtiyacına göre acemi oğlanı olarak alındı. Daha sonra Devşirme Kanunu çıkarılarak pençik oğlanından başka devşirme ismiyle Rumeli tarafındaki Osmanlı tebaası olan Hıristiyanların çocuklarından da acemi oğlanı alınması kararlaştırıldı. Sonraki yıllarda bu kanun Anadolu’daki Hıristiyan tebaaya da uygulandı. Tespit edilen esaslara göre acemi oğlanları yetiştirildi. Muhtelif hizmetlerde bulunan acemilerin yeniçeri ocağına kayıt ve kabullerine çıkma veya kapıya çıkma adı verilirdi. Bunların kapıya çıkmaları umumiyetle sekiz yılda bir yapılırdı. Bu müddeti dolan acemi oğlanlarının isimleri İstanbul ağası tarafından düzenlenen defterlere kaydedilir ve yeniçeri ağasına sunulurdu. (Bkz. Acemi Ocağı)
Yeniçeriliğin ilk teşkilinde orduya bin nefer alındı. Bunların her yüz kişisinin başına Yayabaşı adıyla bir kumandan tayin olundu. Ocak 15. yüzyıl ortalarına kadar yaya bölükleri veya daha sonra cemaat adı verilen bir sınıftan ibaretken Fatih Sultan Mehmed zamanından itibaren “sekban bölüğü”nün de kurulmasıyla iki sınıf hâline getirildi. 16. asır başlarında ise “ağa bölükleri” denilen üçüncü bir sınıf daha teşkil edildi. Bu üç sınıf toplam 196 ortadan meydana geliyordu. Bunun 101’i cemaatli 61’i bölüklü 34’ü sekban ortasıydı. Cemaat ortalarından 60 61 62 ve 63. ortalar İstanbul’da otururlar padişahın merasim günlerinde maiyet askerini teşkil ederlerdi. Bunlara “solaklar” denirdi. Diğerleri hudut kalelerine taksim edilmiş olup bu kalelerin muhafazasıyla vazifeliydiler. Bölük ortalarından 31’i İstanbul’da sancak-ı şerîfin muhafazasıyla vazifeliydiler. Sekban ortaları ise padişahın av maiyetiydi.
Osmanlı padişahlarının eğitimi geliştirmek için tertipledikleri muhteşem ve büyük sürek avları sekbanlar tarafından hazırlanırdı. İstanbul civarındaki mîrî çiftliklerin muhafazası onlara bırakılmıştı. İstanbul’da bulunan cemaat ve bölük ortaları aynı zamanda büyük şehrin inzibat ve asayişiyle vazifeliydiler. Her semt bir ortanın emrine verilmişti. Her semtte kolluk denilen bir yeniçeri karakolhânesi vardı.
Her yeniçeri ortasının nişan denen bir bayrağı ve alâmeti vardı. Nişanlar bayrak üzerine işlenirlerdi. Yeniçeri ocağının bayrağına ocağın sünnî mezhebe mensup olduğunun işareti olarak İmâm-ı A’zam bayrağı denilirdi. Bu; beyaz ipekten üstüne altın sırma ile bir tarafına “İnnâ Fetahnâ leke fethan mübîn┠diğer tarafına da “Ve yensurekellahü nasran azîz┠âyet-i kerîmesinin işlendiği bir sancaktı. Ordugâhta yeniçeri ağasının çadırı önüne dikilirdi. Merasimlerde yeniçeri ağasının atının önü sıra ***ürülürdü. Bu bayrağı taşıyan yeniçeriye Başbayrakdar denilirdi. Ocağın bir de alay bayrağı vardı ki bu da yarısı sarı yarısı kırmızı ipek bir bayraktı. Her yeniçeri ortasının üzerlerinde orta nişanlarının işlenmiş olduğu uçları çatal bayrağı vardı.
Her ortanın çorbacı denilen bir kumandanı odabaşı denilen bir kumandan muavini Vekilharç unvanlı bir idare memuru ve bayraktarı vardı. Ortanın en kıdemlisine başeski aşçıbaşısına usta aşçı muavinine başkarakollukçu denilirdi.
Yeniçeriler başlarına börk denilen beyaz keçeden bir külah giyerlerdi. Bunun arkasında ise yatırtma denilen ve omuza kadar inen bir parça yer almaktaydı. Yeniçeriler börklerini eğri subayları düz giyerlerdi.
Ayakkabıları şehirde ökçesiz yemeni seferde yandan kopcalı bir çeşit çizmeydi. Zabitler (subaylar) sarı neferler kırmızı sahtiyandan ayakkabı giyerlerdi. Ocak zabitleri her türlü tören ve ordu alaylarında özel üniforma kullanırlardı.
Her yeniçeri ortasının içinde yemeklerini pişirdikleri büyük kazanları vardı. Harpte kazanın düşman eline geçmesi o orta için büyük felâket sayılırdı. Ortaları ile ilgili bir işi görüşecekleri zaman kazanın etrafında otururlardı. İsyan ânında kışlalardan kaldırılan kazanlar büyük törenle ihtilâlin idare edileceği meydana ***ürülürdü. Kazan kaldırmak; hükümete karşı ayaklanmak isyan etmek demekti.
Kaynak: Delinetciler Paylaşım Forumu http://www.delinetciler.net/forum/turk-tarihi-kahraman-turkler/57146-yeniceriler-ve-yenicerilik-hakkinda.html
İstanbul’da eski odalar ve yeni odalar adıyla iki büyük yeniçeri kışlası vardı. Eski odalar Şehzade Camiinin karşısında yeni odalar da Aksaray’da Etmeydanı’ndaydı. Her iki kışla da geniş bir avlunun etrafını çeviren önü revaklı odalardan meydana gelmişti. Avlunun ortasında Orta Camii denilen bir mescit vardı. Yeniçeri ayaklanmaları arefesinde ilk toplantılar hep bu camilerde yapılırdı. Yeniçeri ocağının kaldırılmasından sonra bu kışlalar halk tarafından tahrip edildi.
Kaynak: Delinetciler Paylaşım Forumu http://www.delinetciler.net/forum/showthread.php?t=57146
Yeniçeri ocağı neferlerine ulûfe denilen maaş verilirdi. Acemi bir yeniçeri neferine ilk devirlerde ocağa kaydı ile beraber iki akçe yevmiye bağlanırdı. Sonraları bu beş-altı akçeye çıkarılmıştı. Gösterilen yararlıklar ve hizmetler karşılığı da ulûfeleri arttırılırdı. Yapılan bu artışlara terakkî denirdi. Bu suretle yevmiyeleri on-on beş akçe olan yeniçeriler bulunurdu. Harplerde “serdengeçti” yani “fedâi” yazılanlar sağ döndükleri zaman yevmiye beş-on akçe terakkî alırlardı. Ulûfeler üç aydan üç aya yılda dört taksitte ve dîvân-ı hümâyunda düzenlenen törenle dağıtılırdı. Taksitlere mevacib denirdi. Neferlerin ulûfesinden başka her yeniçeri ortasına ekmek et yağ bulgur ve mum verilirdi. Her nefere de senede bir kat elbise veya bedeli verilirdi.
Yeniçeri ocağının en büyük kumandanı yeniçeri ağasıydı. Yeniçeri ağaları 16. yüzyıl başlarına kadar ocaktan yetişirlerdi. Fakat bir süre sonra bunların yolsuzlukları ve itaatsizlikleri görülünce saraydan yetişmiş padişahın tam güvenini kazanmış kimseler yeniçeri ağası tayin edilmeye başlandı. On sekizinci asırdan itibaren yine ocaktan tayin edildiler. Yeniçeri ağaları Süleymâniye’de devlet malı bir konakta otururlardı. Yeniçeri ağası ağa divanının reisiydi. Dîvân-ı hümâyûn üyesi olmamakla beraber vezir rütbesini haiz olursa dîvân toplantılarına katılırdı. Padişahın cuma namazına çıkışında maiyetindeki yeniçerilerle beraber selâmlıkta bulunurdu. Sefer sırasında da padişahın koruyucusu ve has askeriydiler. Aynı zamanda İstanbul’un en büyük zabıta amiriydi. Ağalık alâmeti iki tuğ olup bayrağı beyazdı. Yeniçeri ağası sefere çıktığında yerine sekbanbaşı bakardı. Yeniçeri ağaları terfi ettirilecekleri zaman beylerbeyi ve kaptan paşa olurlardı.
Yeniçeri ağasının muavinine kul kethüdâsı kethüdâ bey veya kahyâ bey adları verilirdi. Nefer sayısı 400-500 olan padişahın av köpeklerine bakmakla vazifeli bulunan yeniçeri cemaat ortalarından 64. ortanın kumandanına zağarcıbaşı denirdi. Sekson denilen ve bazen ayı avında da kullanılan cenk köpeklerine bakan 71. ortanın kumandanına seksoncu veya samsuncubaşı adı verilirdi. Tazılara bakan turna kuşları besleyen 68. ortanın kumandanına turnacıbaşı 14 49 66 ve 67. ortaların kumandanlarına haseki ağaları denirdi. Padişahın cuma namazı alaylarında kıdemlerine göre ikisi sağında ikisi solunda padişahın atının yanısıra yürürlerdi. En kıdemlisine başhaseki denirdi. Beşinci bölük ortasının kumandanı ve bütün yeniçeri ocağının çavuşuna başçavuş bölük ortalarında muayyen olmayan bir ortanın kumandanına muhzir ağa denirdi. Dîvânda yeniçeri ağasına hitaben yazılan fermanlar muhzir ağaya verilirdi. Muhzir ağadan bir rütbe aşağı olup muayyen olmayan bir ortanın kumandanına kethüdâ ağa denirdi. Kethüdâ bey sefere gittiğinde ona vekâlet ederdi. Yeniçeri ocağına bağlı sanatkârlarla imalathânelerin de en büyük amiriydi. 101 cemaat ortasının bütün kumandanlarının en kıdemlisine yayabaşı ağa denirdi. Diğerlerine de yayabaşı denirdi. Vazifeleri ocak beytülmâlciliği seferde hazine bekçiliği zahire tedariki kadılara ve sancak beylerine sefer emirleri ***ürmek yaralı nakletmek kale muhafızlığı yapmaktı. Bölük ortaları kumandanlarının en kıdemlisine bölükbaşı ağa; 60 61 62 ve 63. cemaat ortaları kumandanlarına da solakbaşı ağaları denirdi. Cemaat ortalarından muayyen olmayan bir ortanın imamlık yapmaya ehliyetli olan kumandanına ocak imamı bu ortaya da imam ortası denirdi. Beş vakit namazda ağa kapısındaki camide yeniçeri ağasına imamlık ederdi. Yeniçeri ocağının künye defterini tutan vazifeliye ocak kâtibi veya yeniçeri efendisi denirdi. Bu ağaların hepsine birden katar ağaları denilirdi. İçlerinden biri azledilince veya ölünce alt derecede bulunanlar derece terfî ederek boşluğu doldururdu.
Ocak disiplini sağlam olduğu devirlerde yeniçeriler geceleri kışlalarındaki koğuşlarından başka yerde yatmazlardı. Askerlik taliminden başka bir şeyle uğraşamaz ve emekliye ayrılıncaya kadar da evlenemezlerdi. Emekliye ayrılan yeniçeriye oturak denilir ve kendisine ölünceye kadar emekli gündeliği verilirdi. Emekli olduktan sonra evlenenler öldüğü zaman geride bıraktığı dul ve yetimlere fodla denilen maaş bağlanırdı.
Suç işleyen yeniçeri ancak kendi ortası neferleri huzurunda ve kendi koğuşunda cezalandırılırdı. Ocaktan kovulmaya "keçe külah etmek" denilirdi. Bir yeniçeri ortasını değiştiremezdi. Ocak disiplininin bozulduğu devirlerde bir ortadan öbürüne geçmeye "semer devirmek" denilirdi. Suçlu yeniçeri merasimle ihtar edilir hapsedilir kale hizmetiyle sürgün edilir veya keçe külah edilip ocaktan tard edilirdi. İdama mahkûm edilen bir yeniçeri evvelâ ocaktan tard edilir sonra boynu vurulmak suretiyle idam edilirdi.
Bir yeniçeriye idam hükmü ancak ağa dîvânında verilirdi. Bir odabaşı da emrindeki yeniçerilere ancak otuz dokuz sopaya kadar dayak cezası verebilirdi. Yeniçerilerin 15. yüzyıl ortalarına kadar mevcutları 10.000 Kanunî Sultan Süleyman’ın vefatı sırasında da 12.000 dolaylarındaydı. Bu sayı Sultan Üçüncü Mehmed Han zamanında 45.000’e kadar yükseldi. Dördüncü Murad Han zamanında ocak mevcudu tekrar düşürüldüyse de 17. yüzyılın sonunda 80.000’i bulan ocak mevcudu 19. yüzyılın başından itibaren 100.000’i geçmiştir.
Yeniçeri ocağı 16. asrın sonlarına kadar Osmanlı ordusunun talimli mükemmel bir yaya kuvveti olup savaşlarda vurucu güç durumundaydı. Osmanlı Devletinin asıl askerî gücünü meydana getiren timarlı sipahilerin ehemmiyetini kaybettiği 16. yüzyıl sonlarında yeniçeri ocağına Devşirme Kanunu’na aykırı olarak yabancı efrad alınması ve ocak mevcudunun arttırılması yoluna gidildi. Böylece talimsiz başıboş kimselerin ocağa girmesiyle bu askerî teşkilât doğrudan siyasete katılan devlet adamlarını tayin veya azlettiren padişahları tahttan indiren veya tahta çıkaran bir kuvvet hâline geldi. Birinci Ahmed Han'dan îtibâren Osmanlı padişahlarının ilerleme hamleleri veya disiplinli modern ordular kurma teşebbüsleri dahilî ve haricî düşmanlar tarafından hep yeniçeri ocağı kullanılmak suretiyle baltalandı. Düzeltilmesi için her türlü fedakârlıkta bulunulan ancak yola gelmeyen ocak Sultan İkinci Mahmud devrinde 15 Haziran 1826’da kaldırıldı. Hâdise tarihe “Vak’a-i Hayriyye” olarak geçti.
Ekleme Tarihi: 14.12.2009 - 17:19
Bu mesajı bildir   Muhtazaf üyenin diğer mesajları Muhtazaf`in Profili Muhtazaf Özel Mesaj Gönder zum Anfang der Seite
Dai su an offline Dai  

922 Mesaj -

Kayıt Tarihi: 06.10.2008
En Son On: 13.09.2010 - 00:07
Cinsiyeti: Erkek 
amerikaya seslenis
Ekleme Tarihi: 17.12.2009 - 07:07
Bu mesajı bildir   Dai üyenin diğer mesajları Dai`in Profili Dai Özel Mesaj Gönder zum Anfang der Seite
kolye7 su an offline kolye7  
Atatürk'ün en büyük başarılarından biride haçlılara karşı yürüttüğü üstün politikalarıdır.

309 Mesaj -

Kayıt Tarihi: 01.12.2004
En Son On: 04.10.2010 - 21:47
Cinsiyeti: Erkek 
Merhabalar,

Dai kardeşimiz "Amerikaya sesleniş" adlı bir video ile yetinmiş. Herhalde kardeşimiz bu videodan Atatürk'ün nasıl bir ABD hayranı olduğu hatta çok daha fazlasını çıkarıyor olmalı. Atatürk karşıtlığını büyük eşsiz bir vazife kabul etmiş pek çok vatandaşımız gibi.

İsterdim ki Dai kardeşimiz yalnız bu videoyu böyle yapayalnız bırakmasa ve içinde bu konuda sakladığı düşüncelerinide birazcık ifade ediverse. Tabi bende kendisini bu konudada zevkle ve memnuniyetle aydınlatmaya çalışsam.

Ama olsun. Ben kardeşimizin ne demek istediğini bu kadarıylada sanırım çok iyi anladım.

Kurtuluş savaşının nasıl yapıldığını gerçek yönleriyle bilmeyenler, hangi büyük stratejiler ve politikalarla bu ülkenin bugünkü sınırlarına ve bağımsızlığa sahip olduğunu bilmeyenler işte böyle yalnızca ustaca yürütülen bir dış politikanın belgesinden başka hiç bir anlamı olmayan bir münasebetten ve konuşmalardan çook ama çok başka anlamlar çıkarıverirler.

Düşünüyorumda, Atatürk, Cumhuriyet kurulduktan sonra hiç ama hiç yurt dışına çıkmamış. Maazallah bir çıksaymış ne malzemeler çıkarmış değerli karşıtlarına, ne malzemeler.

Hele hele bugün başımızda bulunan ve okyanus ötesine danışmadan hiç bir şey yapamayanların yedi senedir bu anlamda yaptıklarının binde birini yapsaydı, işte siz o zaman seyrederdiniz bir devlet adamına çamur nasıl atılır, nasıl din düşmanı ilan edilir, yaptığı tüm işler nasıl ters yüz edilir.....

Geçelim bu karşılaştırmayıda asıl konumuza dönelim. Ve kısaca şu var olan sınırların ve başlangıçta tam bağımsız olan Cumhuriyetin hangi bedeller ve üstün politikalarla kurulduğunu bir anlatıverelim.

*Atatürk Samsuna çıktığında bu işin hesaplarını Osmanlı daha parçalanmaya yüz tutmuşken yaptğı planları bir bir devreye sokmaya başladı. Bu arada padişah taraftarı subayların ona kurduğu bir çok tuzaktan kurtuldu.

*Ankarada yeni meclis kurulup Kurtuluş savaşının yani öncelikle İngilizlerin tamamıyla donatıp desteklediği ve ön plana sürdüğü Yunan birlikleriyle savaşa başladı.

*Atatürkün elinde donatımlı bir ordu olmadığı gibi, padişah ve onu tutan güçlere karşıda büyük bir mücadele verildi.

*Elinde hiç bir şey kalmayan perişan dağılmış orduyu tekrar toplamak ve donatmak için, üstün bir strateji ve politika ile ingilizlerin Kafkaslara gelmesini hiç istemeyen RUSları yanına alıp onlardan çok büyük silah ve maddi yardım temin etti. Yine Rusya üzerinden türki halklardan oldukça büyük maddi yardımlar geldi. Böylece yunan birliklerini püskürtebilecek bir ordu oluşturuldu ve mümkün olduğunca donatıldı.

*İngilizler bu oluşumu ve özellikle yunan birliklerinin mahvedildiğini görünce yunanlıları artık boşuna desteklememeye karar verdiler. Atatürkle diyalog çabalarına girdiler ki yeni kurulacak devlet üzerinde Ruslar değil kendileri daha çok söz sahibi olabilsin, daha doğrusu bağlantı kopmasın.
İşte Atatürkün üstün dehasıyla çok iyi kullanıp değerlendirdiği oluşumlardan biridir bu.

*İngilizler işgal altında tuttukları müslüman halkların isyanından korkmaları ve kendi halkınında artık savaş istememeleri nedeniyle yeni oluşumla savaş yerine ona fırsat verip bağlantıyı koparmama yolunu tercih etti.
Aynı durum Fransızlar ve İtalyanlar içinde geçerlidir.

*İstanbulun bir tek kurşun atılmadan alınmasının nedenide işte Atatürkün bu eşsiz siyaset ve politikalarının eseridir. Yoksa hem ingilizler hemde Ruslar boğazlar için neredeyse birbirlerine girmek konumuna bile geldiler.

*Atatürk'ün özellikle batı ile ilşkilerinde onları oyalayıcı ve teskin edici konuşmalarını onun aleyhine kullanmak isteyen insanlarımız öncelikle şu sorunun cevabını bulmaları gerekir.

Cumhuriyetin kuruluşundan Atatürk'ün ölümüne kadar geçen onbeş yıllık süreçte var olan "TAM BAĞIMSIZLIK" şayet sizin iddialarınız doğruysa nasıl sağlanabilmiştir ?

Kaldı ki Atatürk bir çok konuşmasında batılıların emri altında ayağa kalkabilen hiç bir ülkenin var olmadığını ve böyle bir durumu asla kabul etmeyeceğinide üstüne basa basa defalarca söylemiştir.

"BAĞIMSIZLIK BENİM KARAKTERİMDİR" diyen ve bunu hem kendi hemde ülkesi için vazgeçilmez bir düstur yapanda Atatürk'tür.

Dai kardeşim yukardaki sözlerim ışığında daha uzatmadan son olarak diyorum ki, devletin başındayken yurt dışına bir defa dahi çıkmayan "TAM BAĞIMSIZ" bir ülkenin kurucusu ve liderinin, ayağına kadar gelmiş bir Amerikalıya kendi halkının ve dünyanın önünde apaçık söylediği politik bir kaç sözcüğe değilde, bugün koşa koşa ABD ye giderek BEYAZ SARAYLAR da OVAL OFİSLERDE kapalı kapılar ardında kimlerin neler konuştuğunu ne kararlar ve emirleri imzalayıp geri döndüğünü ve istikballerini Emperyalist haçlı desteğine bağlayanları ve nedenlerini öğreniver biraz.

Şu süreçte sana ve senin düşüncende olan kardeşlerimize en çok lazım olanda budur diye düşünüyorum. Bu aynı zamanda Türkiyenin erken uyanışı içinde gerekli bir ihtiyaçtır.

Dai kardeşimizin videosuna karşılık bende kendisine ithafen bir video linki vermek istiyorum.

Ki bu kardeşimiz ve onun düşüncesini paylaşan kardeşlerimiz, Vahdettin'in asla bir daha toparlanamıyacığına inandığı Anadolu için ingilizlerden istediği ve "BİZ BU ŞEKİLDE TOPARLANAMAYIZ. BİZİ ONBEŞ YIL SÜREYLE SİZ İDARE EDİN" diyede ricada bulunduğu o Anadoluyu Atatürk ON YILDA nerelere getirmiş şöyle bir kısaca izlesin...

http://www.simgolo.com/video/ataturk-cumhuriyetin-10yilindaki-konusmasi/tr/355918275014/show-video.aspx



PC de Kararsiz sevinçli göz kırpma Te$ekkürler Güle Güle


Bu mesaj 2 kez ve en son kolye7 tarafından 17.12.2009 - 12:48 tarihinde değiştirilmiştir.
Ekleme Tarihi: 17.12.2009 - 12:22
Bu mesajı bildir   kolye7 üyenin diğer mesajları kolye7`in Profili zum Anfang der Seite
Dai su an offline Dai  
... kronolojisi

922 Mesaj -

Kayıt Tarihi: 06.10.2008
En Son On: 13.09.2010 - 00:07
Cinsiyeti: Erkek 
sanirim biseyi iyi anlatamadim
daha önce de dedigim gibi kolye7 kardes
cumhuriyet kurulana kadarki mustafa kemale sözüm yok
buraya kadar hemfikir oldugumuzu düsünüyorum !
ya sonrasi !!!


ATATÜRK ve TÜRKIYE CUMHURIYETI KRONOLOJISI
1881 – 1953

............1881: Selanik'te dogdu.

............1893: Askeri Rüstiye'ye girdi ve Kemal adini aldi.

............1895: Selanik Askeri Rüstiyesi'ni bitirdi Manastir Askeri Idadisi'ne girdi.

............13.03. 1899: Istanbul Harp Okulu Piyade sinifina girdi.

............1902: Harp Akademisi'ne girdi ve burada gazete çikardi.

11.01. 1905: Harp Akademisi'ni Yüzbasi olarak bitirdi. Sam'a 5. Ordu'nun 30. Süvari Alayi'nda staj yapmak için atandi.

11.10. 1906: Sam'da Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'ni kurdu. Sam'da topçu stajini yapti ve Kolagasi oldu

23.07. 1908: Mesrutiyet'in ilan edilmesi için çalismalari.

31.03. 1909: 31 Mart ihtilalinde Hareket Ordusu Kurmay Subayi olarak çalisti.

13.11. 1911: Mustafa Kemal Istanbul'a Genelkurmay'a naklen atandi.

27.11. 1911: Mustafa Kemal Binbasiliga yükseldi.

09.01. 1912: Mustafa Kemal Trablusgarp'ta Tobruk saldirisini yönetti.

27.10. 1913: Mustafa Kemal Sofya Atesemiliterligi'ne atandi.

01.03. 1914: Mustafa Kemal Yarbayliga yükseltildi.

02.02. 1915: Mustafa Kemal Tekirdagi'nda 19. Tümeni kurdu.

25.02. 1915: Mustafa Kemal'in Maydos'a gidisi.

25.04. 1915: Mustafa Kemal Ariburnu'nda Itilaf Devletleri'ne karsi koydu.

01.06. 1915: Mustafa Kemal'in Albayliga yükselisi.

09.08. 1915: Mustafa Kemal Anafartalar Grup Komutanligi'na atandi.

10.08. 1915: Mustafa Kemal Anafartalar'dan düsmani geri atti.

01.04. 1916: Mustafa Kemal'in Tuggenerallige yükselisi.

06.08. 1916: Mustafa Kemal Bitlis ve Mus'u düsman elinden kurtardi.

20.11. 1917: Mustafa Kemal memleketin ve ordunun durumunu açiklayan raporunu yazdi.

20.10. 1917: Mustafa Kemal Istanbul'a döndü.

26.10. 1918: Mustafa Kemal Halep'in kuzeyinde bugünkü sinirlarimiz üzerinde düsman saldirilarini durdurdu.

30.10. 1918: Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasi.

31.10. 1918: Mustafa Kemal'in Yildirim Ordulari Grup Komutanligi'na atanmasi.

13.11. 1918: Yildirim Ordulari Grup Komutanligi'nin kaldirilmasi ve Mustafa Kemal'in Istanbul'a dönüsü.

30.04. 1919: Mustafa Kemal'in Erzurum'da bulunan 9. Ordu Müfettisligi'ne atanmasi.

15.05. 1919: Izmir'e Yunan'lilarin asker çikarmasi.

16.05. 1919: Mustafa Kemal Bandirma vapuruyla Istanbul'dan ayrildi.

19.05. 1919: Mustafa Kemal Samsun'a çikti.

15.06. 1919: Mustafa Kemal 3. Ordu Müfettisi ünvanini aldi.

21.06. 1919: Mustafa Kemal Ulusal Güçleri Sivas Kongresi'ne çagirdi.

8-9.07.1919: Mustafa Kemal askerlikten çekildi. (Saat: 20:50) (!)

23.07. 1919: Mustafa Kemal'in baskanligi altinda Erzurum Kongresi'nin toplanmasi.

07.08. 1919: Erzurum Kongresi'nin bir Temsil Kurulu seçerek dagilmasi.

04.11. 1919: Mustafa Kemal'in baskanligi altinda Sivas Kongresi'nin toplanmasi ve 11 Eylül'de sona ermesi.

11.11. 1919: Mustafa Kemal Anadolu ve Rumeli Müdafaayi Hukuk Cemiyeti Heyet Temsiliyesi Baskanligi'na saçildi.

22.10. 1919: Amasya Protokolü'nün imzalanmasi.

07.11. 1919: Mustafa Kemal Erzurum'dan milletvekili seçildi.

27.12. 1919: Mustafa Kemal Heyeti Temsiliye'yle birlikte Ankara'ya geldi.

20.03. 1920: Istanbul'un Itilaf Devletleri tarafindan ele geçirilmesi Mustafa Kemal'in protestosu Ankara'da yeni bir Millet Meclisi toplama girisimi.

18.03. 1920: Istanbul'da Meclis-i Mebusan'in son toplantisi.

19.03. 1920: Mustafa Kemal tarafindan Ankara'da üstün yetkiyi tasiyan bir Millet Meclisi toplanmasi hakkinda illere duyuruda bulunulmasi.

23.04. 1920: Mustafa Kemal Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni açti.

24.04. 1920: Mustafa Kemal Büyük Millet Meclisi Baskani seçildi.

05.05. 1920: Mustafa Kemal'in baskanliginda ilk Hükümet'in toplantisi.

11.05. 1920: Mustafa Kemal Istanbul Hükümeti tarafindan ölüm cezasina çarptirildi. (!)

24.05. 1920: Mustafa Kemal'in cezasi Padisah tarafindan onaylandi. (!)

10.08. 1920: Osmanli Imparatorlugu delegeleriyle Itilaf Devletleri arasinda Sevr Antlasmasi'nin imzalanmasi. (!)

09.01. 1920: Birinci Inönü Savasi Basladi.

10.01. 1920: Birinci Inönü Zaferi.

20.01. 1921: Ilk Teskilat-i Esasiye (Anayasa) Kanunu'nun esas maddelerinin kabulü. (!)

30.03. 1921: Ikinci Inönü Savasi Basladi.

01.04. 1921: Ikinci Inönü Zaferi.

10.05. 1921: Mustafa Kemal tarafindan Büyük Millet Meclisi'nde Anadola ve Rumeli Müdafaai Hukuk Grubu'nun kurulmasi Mustafa Kemal'in Grup Baskanligi'na seçilmesi.

05.08. 1921: Mustafa Kemal'e Baskumandanlik görevinin verilmesi.

22.08. 1921: Mustafa Kemal'in yönetiminde Sakarya Meydan Savasi'nin baslamasi.

13.09. 1921: Sakarya Meydan Savasi'nin kazanilmasi.

19.09. 1921: Mustafa Kemal'e Maresallik rütbesinin verilmesi ve Mustafa Kemal'in Gazi ünvanini almasi. (!!)

26.08. 1922: Gazi Mustafa Kemal'in Kocatepe'den Büyük Taarruz'u yönetmesi.

30.08. 1922: Gazi Mustafa Kemal'in Dumlupinar Baskumandanlik Meydan Savasi'ni kazanmasi.

01.09. 1922: Gazi Mustafa Kemal'in: "Ordular! Ilk hedefiniz Akdeniz'dir Ileri !" emrini vermesi.

09.09. 1922: Türk Ordusu'nun Izmir'e girmesi.

10.09. 1922: Gazi Mustafa Kemal'in Izmir'e gelisi.

11.10. 1922: Mudanya Mütarekesi'nin imzalanmasi. (!!!)

01.11. 1922: Gazi Mustafa Kemal'in önerisi üzerine saltanatin kaldirilmasi. (!!!)

17.11. 1922: Vahdettin'in bir Ingiliz harp gemisiyle Istanbul'dan kaçmasi. (!!!)

29.01. 1923: Gazi Mustafa Kemal'in Latife Hanim'la evlenmesi.

24.07. 1923: Lozan Antlasmasi'nin imzalanmasi.

09.08. 1923: Gazi Mustafa Kemal'in Halk Firkasi'ni kurmasi. (!)

11.08. 1923: Gazi Mustafa Kemal'in 2. Büyük Millet Meclisi Baskanligi'na seçilmesi.

29.10. 1923: Cumhuriyet'in ilan edilmesi.

29.10. 1923: Gazi Mustafa Kemal'in ilk Cumhurbaskani olmasi.

01.03. 1924: Gazi Mustafa Kemal'in Büyük Millet Meclisi'nde Halifeligi kaldirmasi ve ögretimin birlestirilmesi hakkinda açis nutkunu söylemesi. (!)

03.03. 1924: Hilafetin kaldirilmasi ögrenimin birlestirilmesi Ser'iyeve Evkaf Vekaletiyle (Bakanligiyla) Erkaniharbiyei Umumiye Vekaletinin kaldirilmasi hakkindaki yasalarin Büyük Millet Meclisi'nce kabul edilmesi. (!)

20.04. 1924: Türkiye Cumhuriyeti Teskilati Esasiye (Anayasa) Kanunu'nun kabul edilmesi. (!)

17.02. 1925: Asarin kaldirilmasi.

24.08. 1925: Gazi Mustafa Kemal'in ilk defa Kastamonu'da sapka giymesi. (!)

25.11. 1925: Sapka Kanunu'nun Büyük Millet Meclisi'nde kabul edilmesi. (!)

30.11. 1925: Tekkelerin kapatilmasi hakkindaki kanunun kabulü. (!)

26.12. 1925: Uluslararasi takvim ve saatin kabulü.

17.02. 1926: Türk Medeni Kanunu'nun kabulü. (!!!)

01.07. 1927: Gazi Mustafa Kemal'in Cumhurbaskani sifati ile ilk kez Istanbul'a gitmesi.

(15-20).10.1927: Gazi Mustafa Kemal'in Cumhuriyet Halk Partisi 2. Kurultayi'nda tarihi Büyük Nutku'nu okunmasi. (!)

01.10. 1927: Gazi Mustafa Kemal'in 2. Kez Cumhurbaskanligi'na seçilmesi.

09.08. 1928: Gazi Mustafa Kemal'in Sarayburnu'nda Türk harfleri hakkindaki nutkunu söylemesi. (!)

03 10. 1928: Türk Harfleri Kanunu'nun Büyük Millet Meclisi'nde kabul edilmesi. (!)

15.04. 1931: Gazi Mustafa Kemal tarafindan Türk Tarih Kurumu'nun kurulmasi.

04.04. 1931: Gazi Mustafa Kemal'in 3.kez Cumhurbaskanligi'na seçilmesi.

12.07. 1932: Gazi Mustafa Kemal tarafindan Türk Dil Kurumu'nun kurulmasi.

29.10. 1933: Gazi Mustafa Kemal'in Cumhuriyet'in 10. Yildönümünde tarihi nutkunu söylemesi.

24.10. 1934: Gazi Mustafa Kemal'e Büyük Millet Meclisi tarafindan ATATÜRK soyadinin verilmesi kanununun kabul edilmesi. (!)

01.03. 1935: Atatürk'ün 4. kez Cumhurbaskanligi'na seçilmesi.

01.05. 1937: Atatürk'ün çiftliklerini Hazine'ye ve tasinamaz mallarini da Ankara Belediyesi'ne bagislamasi.

31.03. 1938: Atatürk'ün hastaligi hakkinda Cumhurbaskanligi Genel Sekreterligi'nin ilk resmi duyurusu.

15.09. 1938: Atatürk'ün vasiyetnamesini yazmasi. (!!!)

16.10. 1938: Atatürk'ün hastalik durumu hakkinda günlük resmi duyurularin yayinina baslanmasi.

10.10. 1938: Atatürk'ün ölümü. (Persembe saat: 09.05)

11.10. 1938: Atatürk'ün ölümü üzerine Istanbul Sehir Meclisi'nin olaganüstü toplanti yapmasi. Saraydaki Cumhurbaskanligi forsunun indirilerek yerine yariya kadar indirilmis Türk Bayragi'nin çekilmesi.

12.10. 1938: Atatürk'ün ölümü dolayisiyla Yüksek Ögretim gençliginin Üniversite Konferans Salonu'nda toplanmasi.

13.10. 1938: Gençligin Taksim Cumhuriyet Aniti önünde toplanarak Atatürk'ün kurdugu Cumhuriyet'i koruyacaklarina ant içmeleri.

14.10. 1938: Büyük Millet Meclisi çok hazin bir toplanti yapti.

15.10. 1938: Hükümet Atatürk'ün Ankara'da ebedi istirahat yerine konulacagi 21 Kasim 1938 tarihini ulusal yas günü olarak duyurdu.

16.10. 1938: Istanbul'lular Atatürk'ün Dolmabahçe Sarayi Muayede Salonu'ndaki katafalki önünde sabahin ilk saatlerinden gecenin son saatlerine kadar saygi ve üzüntü içinde son görevlerini yaptilar.

19.10. 1938: Büyük bir törenle Atatürk'ün Dolmabahçe'den alinan yüce cenazesi önce Sarayburnu'na oradan Zafer torpidosuyla Yavuz zirhlisina götürüldü. Yavuz zirhlisiyla Izmit'e kadar götürülen tabut oradan Ankara'ya yolcu edildi.

20.10. 1938: Atatürk'ün sevgili nasi Ankara'ya ulasti ve Ankara'da Büyük Millet Meclisi önündeki katafalka konuldu. Ankara'lilar da son görevlerini saygiyla yaptilar.

21.10. 1938: Atatürk'ün cenazesinin Etnografya Müzesi'ndeki Geçici Kabre konulmasi.

25.10. 1938: Atatürk'ün vasiyetnamesinin açilmasi.

26.12. 1938: Atatürk'ün "Ebedi Sef" saniyla anilmasinin kabul edilmesi. (!)

04.10. 1953: Atatürk'ün Geçici Kabri'nin açilmasi.

10.10. 1953: Atatürk'ün cenazesinin Anit-Kabir'e nakledilmesi.
Ekleme Tarihi: 18.12.2009 - 01:52
Bu mesajı bildir   Dai üyenin diğer mesajları Dai`in Profili Dai Özel Mesaj Gönder zum Anfang der Seite
kolye7 su an offline kolye7  
Atatürk Cumhuriyeti kurmakla (Allah'ında onayladığı) en büyük idealini gerçekleştirmiştir.

309 Mesaj -

Kayıt Tarihi: 01.12.2004
En Son On: 04.10.2010 - 21:47
Cinsiyeti: Erkek 
Dai kardeşim burada tekrar olmasın diye vermiyorum
Yeni açmış olduğun "DEVRiMLER 1 - SAPKA DEVRiMi" başlıklı yazının altında DEVRİMLER ile ilgili yazımda düşüncelerimi, işin gerçek yönünü detaylı olarak görebilirsin.

Atatürk için güzel tarihi bir sıralama vermişsin. Fakat şöyle bir ifade kullanmışsın "CUMHURİYET KURULANA KADARKİ......"
Şimdi bende diyorum ki Atatürk'ün asıl ve Allah katında değer ifade eden ve asıl beklenen vazifesi Cumhuriyeti kurmakla başlamıştır.
Atatürk kendi özünde olan ve zamanı gelince yapmayı düşündüğü hiç bir şeyin aksini yapmamıştır.

Allah Osmanlıyı mahveden feci şekilde bitiren zihniyetin tekrar hortlamasını isteseydi, böyle bir facia ile koskoca hükümdarlığın yok olmasına müsaade edermiydi ? Peşindende daha çocukluğundan beri Osmanlının kötü gidişatını çok iyi okuyabilen ve büyük idealler geliştiren böyle bir zata fırsat verirmiydi ? Yoksa haşa Allah Atatürk'ü tanımakta derin bir gafletemi düşmüştü ?

Benim özelim olan bir bilgiyi bu anlamda buraya aktarmak istiyorum. Bu eşim tarafından bana nakledilen Atatürk'ün daha genç bir subay olduğu döneme ait hatırattır. Eşime babası, babasınada babasından anlatıla gelmiştir.
Osmanlının çalkantılı dönemi gittikçe tırmanmaktadır. Genç bir subay olan Mustafa Kemal eşimin dedesinin o zaman Atatürkten daha yüksek bir subay olan bir yakın akrabasında (Selanikte) bir gece kalıp misafir olma durumu hasıl olur.
İşte burada biri yüksek rütbeli biri çok genç iki subay arasındaki konuşmaların içeriği anlatılmaz ama bu yüksek rütbeli subay genç Mustafa Kemal için çevresine daha sonra şu sözleri söyler,
"GELECEKTE BU DELİKANLIYI İYİ TAKİP EDİN. ÇOK YÜKSEK YERLERDE BU VATANA HİZMET EDECEK BÜYÜK BİR KABİLİYET TANIMIŞ OLDUM ÇÜNKÜ"

Bu hatırat en ufak bir mübalağası olmayan gerçek bir olaydır.

Müslüman halkların yaptığı en büyük hatalardan biri Allah'ı ve dinini kendi nefslerinin kabullerine uydurmaya ve kabullenmeye bilinçsiz bir şekilde mecbur hissetmeleri faciasıdır.
Onun için bir ayet " (NEFSİNİZDE UYDURDUĞUNUZ) DİNİNİZİ ALLAH'A ÖĞRETMEYEMİ ÇALIŞIYORSUNUZ" diye apaçık uyarıyor.

Allah'ın bir ayetinde "SİZ EY HALKLARI İDARE EDENLER, YOLDAN ÇIKAR VE YANLIŞTA ISRAR EDERSENİZ ALLAH SİZLERİ GİDERİR YERİNİZE YEPYENİ İDARECİLER VE YÖNETİMLER GETİRİR" buyurmuyormu ?

Atatürk ve onun kurduğu LAİK DEMOKRATİK CUMHURİYET bu ayetin hükmünde sence ne anlam ifade ediyor ? Yoksa nefsine uymadığı için ayetlerin bir kısmını gördüğünde yüz çevirmeyi daha uygunmu buluyorsun ?
Kuran'ın bir kısmını kabul edip bir kısmını red etmek, aslında tümünü red etmekle aynı anlamda değilmidir ?
O nedenle çok dikkat etmek gerekiyor.

Bakara suresi, 85-86 : .......Kitabın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Aranızda böyle yapanın cezası ancak dünya hayatında rezil olmaktır. Ahiret gününde de azabın en şiddetlisine onlar uğratılırlar. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.
İşte onlar, ahirete karşılık dünya hayatını satın alan kimselerdir. Bu yüzden ne azapları hafifletilecek ne de kendilerine yardım edilecektir.




Bu mesaj 1 kez ve en son kolye7 tarafından 18.12.2009 - 20:25 tarihinde değiştirilmiştir.
Ekleme Tarihi: 18.12.2009 - 13:09
Bu mesajı bildir   kolye7 üyenin diğer mesajları kolye7`in Profili zum Anfang der Seite
Dai su an offline Dai  

922 Mesaj -

Kayıt Tarihi: 06.10.2008
En Son On: 13.09.2010 - 00:07
Cinsiyeti: Erkek 
Alıntı
Orijınalı kolye7
TARİH TEKERRÜRDEN İBARETTİR. HAÇLI OSMANLININ SONUNDA BU TOPRAKLARDA OYNADIĞI ÇİRKİN OYUNLARI YİNE OYNAMAKTADIR. BİR TEK FARKLA, DAHA SİNSİCE VE PROFESYONELCE Kİ BU ÇİLEKEŞ MİLLET UYANIP OYUNLARINI KAFALARINA GEÇİRMESİN.


hani hep sorardin ya kolye7 kardes
"osmanlinin... müslümanlarin üstüne neden hep hacli pisligi yagiyordu?" diye
mademki laik demokratik cumhuriyet tek kurtulus yoluydu
mademki batiya uyduk... mademki teknige ortak olduk...
neden halen yagdiriyor haclilar pisliklerini ?

biliyormusun kolye7 kardes
benim asil korkum kah erkenkondu, kah acilimkalkti'larla
en nadide varliklarimizdan olan Türk Silahli Kuvvetlerimizin lackalastirilmasi, zayiflatilmasidir !
ve bilirsinki, her daim arkasina siginilan ithal cumhuriyet kanunlari ile bu mümkündür !
ama egitim amacli, ama koruma amacli
müslüman kardeslerimize karsi kullaniliyor / kullanilacak...!

bindik bi alamete
gidiyoz kiyamete
Ekleme Tarihi: 19.12.2009 - 06:51
Bu mesajı bildir   Dai üyenin diğer mesajları Dai`in Profili Dai Özel Mesaj Gönder zum Anfang der Seite
kolye7 su an offline kolye7  
DENİZLER DURULMAZ DALGALANMADAN....

309 Mesaj -

Kayıt Tarihi: 01.12.2004
En Son On: 04.10.2010 - 21:47
Cinsiyeti: Erkek 
Alıntı
hani hep sorardin ya kolye7 kardes
"osmanlinin... müslümanlarin üstüne neden hep hacli pisligi yagiyordu?" diye
mademki laik demokratik cumhuriyet tek kurtulus yoluydu
mademki batiya uyduk... mademki teknige ortak olduk...
neden halen yagdiriyor haclilar pisliklerini ?



Öncelikle Dai kardeşimizin yazısından yukarda bir bölümünü verdiğim sorusunu cevaplamaya çalışalım.

Aslında bu konuyu daha önceleri muhtelif konular içinde anlattım. Fakat yeri gelmişken bir daha açıklık getirelim.

Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyetten Allah'ın razı olduğunu ve Atatürk'ün ölümünden sonra ihanet sürecinin başladığını ve bu ihanet sürecinin en büyük liderinin İSMET İNÖNÜ olduğunu defalarca ifade etmişimdir.

Daha sonraki hükümetlerde bu ihanet sürecine kuruluş değerlerini çeşitli derecelerde yaralayarak yada zedeleyerek devam ettirmişlerdir. Bunun içinde din eksenli oy sömürüsü uğruna oluşturulan kutuplaşmalar ve Atatürkçü geçinen menfaatçilerin büyük katkılarınıda ortaya koymamız gerekiyor.

Cumhuriyetin Atatürk'ten sonra bugüne kadar geçen ve kademe kademe çarçur edilen gereği gibi değerlendirilemeyen bu sürecin sonunda yine Cumhuriyeti yok etmek için yola çıkmış bir siyasi oluşum yedi senedir bu ülkeyi o çar çur dönemini bile aratacak şekilde hem idari açıdan hem ekonomik açıdan tam anlamıyla bir haçlı bağımlısı ülke haline getirmiştir.

Bu facia tabloyu defalarca verdim.
Hatta en son bazı tepkilerin ortaya çıkması nedeniyle yönetimce kavga çıkmasın diye forumdan kaldırılmış olan "LAİK DEMOKRATİK CUMHURİYET, AKP VE KIYAMET ALAMETLERİ" başlıklı özet olmasına rağmen uzunca bir yazı olan ve son yedi senenin ülkeyi nereye götürdüğünü anlatan yazımda bu soruların tüm cevapları apaçık mevcuttu.

İşte bu çarçur edilerek ve sonu faciaya taşınmış süreç nedeniyle hala bu ülkenin başına haçlı pisliği yağıyor ve daha ağırları yağacak.
İşte bu nedenle bu ülke bir kurtuluş savaşı vermeye ve ağır bedeller ödeyerek ağır sınavdan geçmeye tekrar mahküm kılınmış durumda.
İşte bu nedenle benim gibi bugünü okuyup geleceği görebilenler ödenecek bedellerden en az kayıpla kurtulabilmemiz için Yaradana sığınıp kendi çapımızda mütevazı bir mücadele veriyoruz.

Ki belki Allah bu milleti daha az bir bedelle bu süreçten düzlüğe çıkarma lütfunda bulunur diye ümitle gayretlerimize son vermiyoruz.

Batıya uyma meselesine gelince. Maalesef batıdan gerekli olanları almak yerine lüzumsuz ifratları aldık. Ve bu anlamda BATIYA UYMADIK. Tam tersine BATININ, HAÇLININ UYDUSU OLDUK.
İşte ülkemiz üzerinde safha safha artan gazab dolu imtihanların gerçek nedenide budur.
Atatürk'ün kurduğu bağımsız Cumhuriyeti bu hale getirmenin bedelleri mutlaka ama mutlaka ödenecektir.

Atatürkün vasiyetinin bahsini en azından çoğunuz bilirsiniz. Atatürk'ün bu vasiyetinin ölümünden elli yıl sonra açılmasını istediğini biliyormusunuz ?
Peki bu sürecin sonu 1988 yılına tekabül ettiği halde 20 küsur yıldır neden hiç bir ses çıkmadığını biliyormusunuz ?
Çünkü vasiyetinin öldüğünde açılmasını istemeyen Atatürk'ün bundaki düşüncesi genç Cumhuriyetin henüz o aşamaya gelmediği ve ancak elli yılda bu vasiyetin içeriğini anlayacak hale ve gelişmeye ulaşabileceğini ön görmesiydi.

Peki devletin başına geçenlerin yani Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmayın kesinlikle bildiği bu vasiyette ne vardır ki bir türlü kamu oyuna açıklanmaz.
Ben söyleyeyim. O vasiyetin içinde çok büyük idealler vardır ve özellikle islam dünyasını çok yakından ilgilendiren derin işler sözkonusudur.
Oysa Türkiye Cumhuriyeti Atatürk'ün vasiyetinin açıklanabileceği bir sürece değil elli yılda, 70 küsur yılda dahi gelebilmiş değildir.

Fakat o vasiyetin ipucu olarak bir kaç şeyi sizlere söyleyebilirim. Rahmetli Özal ve bugün hükümetin başında olan Erdoğan bu vasiyetin içeriğine uygun bir şeyler yapmak istiyorlar fakat bu "mükemmel elbise" geçmişte Özal'ın bugün ise özellikle Erdoğan'ın üzerinde öyle iğreti durdu ve duruyorki bunlar hayal olmaktan ileri asla gidemezdi ve gidemiyor. Özü ve yaptıkları işler uygun olmayan liderlere Allah böyle mükemmel bir işi nasip kılarmı hiç ????

Ben Özal ve Erdoğan'ın bu soyundukları misyondaki trajediyi onların yüzde biri kadar zalim olmasalarda, islam tarihine kara bir gölge olarak düşen EMEVİ HÜKÜMDARLARINDAN birinin Efendimizin İstanbul için
"Istanbul elbet bir gün fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutandır, onu fetheden asker ne güzel askerdir."
methine mazhar olmak için İstanbulu fethetmeye kalkışıp bozguna uğrayarak geri çekilmesine benzetmekteyim.
Düşünün peygamber evladının ve ashabın katillerinin bile kendilerince Peygamberin methini alabileceklerini zannettikleri ve bu yolda mücadele ettikleri kan döktükleri bir dünyada yaşamaktayız. Bu tarihsel gerçeklerin hepsi aslında çok derin ibret ve dersler içermektedir.

Dai kardeşim bugün yaşadığımız süreç için şunları rahatlıkla söyleyebilirm. Türkiye her şeyin iç içe geçtiği derin bir imtihan sürecinden geçiyor. Bu sürecin ileri safhalarında çok ağır bedeller ödemekte var. Fakat sonuçta Allah Anadoluyu sevmektedir ve ona İslamın ve türklüğün merkezi olma misyonunu yüklemiştir ve ödediği bedellerden sonra bu toprakların insanlarını çok büyük şahlanışlar beklemektedir.

Tabi haçlıların emri ile ülke yönetenlerin artık uyanmış olan halk tarafından tasfiyesinden sonra ve bilinen siyasi kadrolarca değilde hiç bir istikbal endişesi olmayan, kuruluş değerlerine sadık, üstün donanımlı, vatansever, fedakar insanlar tarafından bu şahlanış gerçekleştirilecektir.




Bu mesaj 2 kez ve en son kolye7 tarafından 19.12.2009 - 14:24 tarihinde değiştirilmiştir.
Ekleme Tarihi: 19.12.2009 - 14:07
Bu mesajı bildir   kolye7 üyenin diğer mesajları kolye7`in Profili zum Anfang der Seite
Dai su an offline Dai  

922 Mesaj -

Kayıt Tarihi: 06.10.2008
En Son On: 13.09.2010 - 00:07
Cinsiyeti: Erkek 
Alıntı
Orijınalı kolye7
atatürk'ün kurduğu Cumhuriyetten Allah'ın razı olduğunu


savunuyosun ve (hasa) Allahin adina bunu beyan edebiliyosun !!!
ispat edebilecek bir Ayet yada bir Hadis biliyorsan paylas kolye7 kardes
samimiysen eger, kurtar bizleri vebalden...!

Alıntı
Orijınalı kolye7
Batıya uyma meselesine gelince. Maalesef batıdan gerekli olanları almak yerine lüzumsuz ifratları aldık. Ve bu anlamda BATIYA UYMADIK. Tam tersine BATININ, HAÇLININ UYDUSU OLDUK.
İşte ülkemiz üzerinde safha safha artan gazab dolu imtihanların gerçek nedenide budur.
Atatürk'ün kurduğu bağımsız Cumhuriyeti bu hale getirmenin bedelleri mutlaka ama mutlaka ödenecektir.

Atatürkün vasiyetinin bahsini en azından çoğunuz bilirsiniz. Atatürk'ün bu vasiyetinin ölümünden elli yıl sonra açılmasını istediğini biliyormusunuz ?
Peki bu sürecin sonu 1988 yılına tekabül ettiği halde 20 küsur yıldır neden hiç bir ses çıkmadığını biliyormusunuz ?
Çünkü vasiyetinin öldüğünde açılmasını istemeyen Atatürk'ün bundaki düşüncesi genç Cumhuriyetin henüz o aşamaya gelmediği ve ancak elli yılda bu vasiyetin içeriğini anlayacak hale ve gelişmeye ulaşabileceğini ön görmesiydi.

...............

Dai kardeşim bugün yaşadığımız süreç için şunları rahatlıkla söyleyebilirm. Türkiye her şeyin iç içe geçtiği derin bir imtihan sürecinden geçiyor. Bu sürecin ileri safhalarında çok ağır bedeller ödemekte var. Fakat sonuçta Allah Anadoluyu sevmektedir ve ona İslamın ve türklüğün merkezi olma misyonunu yüklemiştir ve ödediği bedellerden sonra bu toprakların insanlarını çok büyük şahlanışlar beklemektedir.

Tabi haçlıların emri ile ülke yönetenlerin artık uyanmış olan halk tarafından tasfiyesinden sonra ve bilinen siyasi kadrolarca değilde hiç bir istikbal endişesi olmayan, kuruluş değerlerine sadık, üstün donanımlı, vatansever, fedakar insanlar tarafından bu şahlanış gerçekleştirilecektir.


kim bu üstün donanimli vatanseverlER ?

malum kanunlarimizla bunun olanaksizligini anlamis olmalisin...!!!

tamam.. konu günümüze geldi... ala...

yeni baslik acalim o zaman günümüze ve gelecegimize

selametle
Ekleme Tarihi: 21.12.2009 - 01:49
Bu mesajı bildir   Dai üyenin diğer mesajları Dai`in Profili Dai Özel Mesaj Gönder zum Anfang der Seite
gizlizor su an offline gizlizor  
RE:

70 Mesaj -

Kayıt Tarihi: 21.10.2009
En Son On: 12.09.2010 - 22:26
Cinsiyeti: ----- 
Alıntı
Orijınalı Dai

amerikaya seslenis



asaleti yetiyor
Ekleme Tarihi: 21.12.2009 - 03:51
Bu mesajı bildir   gizlizor üyenin diğer mesajları gizlizor`in Profili gizlizor Özel Mesaj Gönder zum Anfang der Seite
kolye7 su an offline kolye7  
Allah'ı gereği gibi bilmeden, tanımadan iradelerini anlayabilmek mümkün değildir.

309 Mesaj -

Kayıt Tarihi: 01.12.2004
En Son On: 04.10.2010 - 21:47
Cinsiyeti: Erkek 
Merhabalar,

Dai kardeşimiz bunca detaylı anlatımlarımıza rağmen Atatürk'ün vazifeli olduğunu ve bunu Allah'ın razı olduğu şekilde tamamladığı konusunda hiç ikna olmamış, hatta bu yazılarımı hiç inandırıcı bulamamış anlaşılan.
Zaten kardeşimizin düşüncesinide artık çok iyi bildiğim içinde yadırgamadım tabi.

Burada şimdi bana düşen fikirlerimi ispatlarıyla tekrar fakat başka bir açı ile ortaya koymak tabi. Oysa bu ispatların çoğunuda vermiştim fakat kardeşimize yeterli gelmemiş öyle görünüyor.

Sondan başlayarak daha önce vermiş olduğum örneği yine vereceğim.
Atatürk'ün vazifeli olduğunun ve bunu başardığının en büyük delillerinden biri ve en anlamlısı, ruhunu teslim edeceği anda Allah'ın meleklerinin Allahın ondan razı olduğunun en açık ve ibret dolu ispatı gerçekleşmiştir. Meleklerin, Atatürkten başka kimsenin duymadığı selamına Atatürk başını sağ tarafına çevirerek "VE ALEYKESSELAM" diyerek karşılık vermiş ve o anda ruhunu teslim etmiştir.

Bu olay devlet zabıtlarında "ATATÜRK, SAĞ YANINA DÖNEREK VE ALEYKESSELAM DEDİKTEN SONRA SON NEFESİNİ VERMİŞTİR" şeklinde kayıtlıdır. İsteyen kardeşimiz araştırıp bunun ispatını görebilir. Tabidir ki meleklerin selamını yalnızca Atatürk duymuştur.

Genelde her ölende ortaya çıkmayan yada Allah'ın göstermediği ibret bir haldir bu. Fakat Allah pek çok ölümde ibret olsun diye, iyi ve kötü insanlardan geriye ibret olarak kalsın diye işte böyle Atatürk'ün ölüm anında olan muazzam olaya benzer haller yaşatabilir. Ben şahsen bu ibretin iyi ve kötü pek çok örneklerine şahit olan ve sağlam delillerle öğrenmiş olan bir insanım.

Burada bu tip ölümlerden en çetin olanlarından bir örnek vereceğim. Buradaki bayan yöneticiler ve bayan üyelerin hepsi benim kardeşim sayılırlar. O nedenle vereceğim ibret dolu olaydaki özel durum için beni hoş göreceklerdir diye düşünüyorum.

Bu örnek benim mahallemden tanıdığım ve samimi bir insan olduğu için sevdiğim bir insanın bana anlattığı ibret bir olaydır.
Bu arkadaşımın yakın bir akrabası Anadoluda işi nedeniyle seyahatte iken ağır bir kaza geçirir. Hastanede bir hafta komada yattıktan sonra bu arkadaşımında son anlarına şahit olduğu bir zamanda vefat eder.
Arkadaşımın bu akrabasının ölüm anı için anlattığı şu ibreti ilk duyduğumda tüylerim diken diken olmuştur.
Bu kişi ölüm anından kısa bir süre önceden başlayarak ölene kadar yüzünde çok derin bir ızdırap hali ile ve iki büklüm yan yatarak ve her iki elini apışlarının arasında abdest yerini sıkıca tutmuş vaziyette ruhunu teslim etmiştir.
Aklıma gelen soruyu arkadaşıma daha sormadan arkadaşım bu akrabasının gizli gizli zina yaptığını ve bunu alışkanlık haline getirmiş olduğunu ifade edince, başka hiç bir şey ne sordum nede söyledim. Arkadaşımın anlattığı ve bu konuyla bağlantılı olduğunu düşündüğüm bir husus ise bu adamcağızın eşinin her anlamda iyi namuslu bir kadın oluşuydu.

Dai kardeşime bu iki örneği çok iyi düşünmesini tavsiye ediyorum. Ve Atatürk için ifade ettiğim konuda diğer delillere geçiyorum. Ki bu delili daha öncede belirtmiştim.
Alemlerin Rabbi şöyle buyuruyor bir ayette "SİZ EY HALKLARI İDARE EDENLER, YOLDAN ÇIKAR VE YANLIŞTA ISRAR EDERSENİZ ALLAH SİZLERİ GİDERİR YERİNİZE YEPYENİ İDARECİLER VE YÖNETİMLER GETİRİR"

Şimdi bu ayet ışığında koskoca cihan hükümdarlığının daha önceki yazılarımdada vermiş olduğum gibi neden 300 yıllık bir YÜKSELME DEVRİ sonrasında önce DURAKLAMA DEVRİ'ne, sonra GERİLEME DEVRİ'ne girip, en sonunda ise tam anlamıyla bir facia olan DAĞILMA DÖNEMİ ile son bulmuştur sorusunun bu ayet ışığında cevabını bulmak şarttır.
Allah gidişatından razı olsa ya da onda en ufak bir umut ışığı görse Osmanlının bu şekilde büyük bir facia ile bitmesine izin verirmiydi ?

Tabi bununlada bitmiyor sorular. Bu facianın patlak verdiği sırada ortaya çıkan ve bir milletin yok olmasını önleyen Atatürk gibi bir lidere hem o ülkeyi kurtarmak hemde yepyeni bir devlet anlayışı yani Cumhuriyet için neden fırsat verilmiş olduğunuda bu anlamda çok iyi düşünmek gerekiyor.

Allah iradesini hiç kimsenin kafasındaki din ve kabullerine göre belirlemez. Yalnızca irade kılar. İnsanlar ya bu mesajları iyi ve doğru anlar doğruya güzele ulaşırlar yada anlamaz, yanlışlar içinde tekrar ağır bedellere doğru sürüklenirler.

Daha önce başka bir ortamda Atatürk karşıtı bir vatandaşımızı düşünmeye ve gerçeği yakalamaya davet için ona şu alıntı ile verdiğim mesajı iletmiştim. Sonrada kendisinden hiç ses çıkmadı. Ya anladı utanıp cevap vermedi yada aynı zihniyetle benimle uğraşmanın boş olduğu kanaatiyle susuverdi.

Alıntı
..... kardeşim istersen konuyu daha fazla uzatmadan ben sana, senin sözlerin içinden çıkardığım hükümler ışığında Allah'ı haşa hangi yanlış iradeleri nedeniyle itham ettiğini latif bir dille anlatmaya çalışayım. Sende yanlışsam yanlışsın de ve nedenlerini anlatıver bana. Anlaştıkmı ?

1- Allah, Osmanlı gibi çok büyük bir hükümdarlığın ve hilafetin facia şekilde parçalanıp yok olmasına müsaade edip, başka kurtarıcıların türemesine sebep olmuştur.

2- Atatürk'ün askeri okula girmesine ve yükselmesine müsaade ve fırsat vermiştir.

3- Okulda çok başarılı bir öğrenci iken okuldan kaçarak yunan işgaline karşı gönüllü birliklere katılmak isterken bir yüzbaşı bunu farkedip yakalayıp okula geri göndermiş. Oysa böyle olmasa belkide pek çok şehit verilen o mücadelede Mustafa Kemal de belki ölecek ve ondan kurtulmuş olacaktık.

4- Savaştığı tüm cephelerde hem başarılı kılınmış hemde ölümlerden dönmüş. Hele hele çanakkalede şarapnel parçasınının göğsündeki saate çarpıp canının kurtulması gibi bir koruma ile ölümü engellenmiştir.

5- Allah bir sürü paşa varken içlerinde en gelişmiş kafayı ve cesareti bu adama nasip kılmıştır. Olacak işmi yani haşa evveli ve ahiri bilen Allah böyle bir hataya neden düşer ?
Yoksa artık Anadolunun Allah katında hiç bir değeri kalmamışmıdır ?

6-Hadi onuda geçtik sen padişahıda atlat ülke tam paramparça olacakken böyle bir din düşmanına Samsuna çıkıp kurtuluş savaşı başlat. Olacak işmidir ? Allah haşa lider seçmede aczemi düşmüştür ?

7- Hadi onuda geçtik. Neden onun darmadağın olan orduları birleştirip, hatta bunu yaparken hem başka haçlılardan yardım alıp hemde bazılarını siyasetiyle devre dışı bırakarak zafer kazanmasına müsaade edilmiştir ? Oysa HALİFE PADİŞAH İstanbulda ingilizlere "BİZDEN HİÇ BİR HALT OLMAZ TÜM ŞARTLARINIZI KABUL EDECEĞİZ VE BİZİDE ONBEŞ SENE SİZ YÖNETİN" diye yalvarıp kafaya almaya çalışırken.......
Üstelik buna ilave olarak, Padişah Ankara civarında bağımsızlığı olmayan ufak bir toprak parçasına dahi razı olmuşken.

8-Diyelimki buradada haşa boş bulundun Allah'ım. Neden Cumhuriyeti kurması yolunda tüm engelleri önünden kaldırdın ? Neden bütün suikastleri boşa çıkardın ??.

9- Hadi oradada haşa bir hata yaptın. Neden tüm devrimleri yapmasına engel olmadın ???

10-Hadi buradada haşa bir hata oldu. Bari ancak razı olduğun ve verdiğin vazifeyi başarıyla yerine getiren kullarına nasip ettiğin SON NEFESİNDE MELEKLERİNİ SAĞ CENAHTAN GÖNDERİP SELAM VERDİREREK VE KARŞILIĞINI ALARAK RUHUNU TESLİM ALMASAYDIN. Şimdi bu muazzam mesaj varken nasıl kıvırıp kıvırıp Atatürk'e çamur atacağız ey Allah'ım ?

11- Ey Allah'ım, verdiğin fırsatlar yüzünden, seksen yılda Atatürk ve Cumhuriyet sağlam temellere tam olmasada oturdu. Şimdi din tüccarı siyasetçiler haşa senin hükümlerin nedeniyle TSK ya o kadar saldırdığı ve haçlılarıda saldırttığı halde, hatta bu yolda ülkenin değerleri yağma Hasanın böreği gibi haçlılara hediye edildiği halde bir türlü Cumhuriyeti ve onun kurcusunu yok edemiyoruz. Biz şimdi ne yapacağız ey bizim kabullerimize hiç değer vermeyen Allah'ım ?

ALEMLERİN RAB'BİNİN AFFINA SIĞINARAK BU SATIRLARI YAZDIM. O BENİM GÖNLÜMDEKİNİ EN İYİ BİLENDİR....






Bu mesaj 2 kez ve en son kolye7 tarafından 21.12.2009 - 13:08 tarihinde değiştirilmiştir.
Ekleme Tarihi: 21.12.2009 - 13:06
Bu mesajı bildir   kolye7 üyenin diğer mesajları kolye7`in Profili zum Anfang der Seite
Dai su an offline Dai  
RE: Allah'ı gereği gibi bilmeden, tanımadan iradelerini anlayabilmek mümkün değildir.

922 Mesaj -

Kayıt Tarihi: 06.10.2008
En Son On: 13.09.2010 - 00:07
Cinsiyeti: Erkek 
Alıntı
Orijınalı kolye7
Daha önce başka bir ortamda Atatürk karşıtı bir vatandaşımızı düşünmeye ve gerçeği yakalamaya davet için ona şu alıntı ile verdiğim mesajı iletmiştim. Sonrada kendisinden hiç ses çıkmadı. Ya anladı utanıp cevap vermedi yada aynı zihniyetle benimle uğraşmanın boş olduğu kanaatiyle susuverdi.


selamun aleyküm kolye7 kardes
suskunlugum bazi bedensel rahatsizliklarimdandir.

hangi nickle hangi konuda yazdiysan
yeri geldi sogukkanlilikla müdahele ettim yazilarina (ne haddimeyse?)
yeri geldi taciz ettim ve hakaret vari yazdim bilincli! (daha öncede belirtilmisti)
meyvelerinide gördük sükür...! helallestikde güzelinden.

simdi kolye7 kardes ve ayni düsünceleri idealize etmis kardesler
üc (3) konuyu ayri ayri cevaplamaya calismadan önce su gercegi bi dillendirelim aciktan
atatürk dahil sen, ben, biz, hepimiz (müslüman olsun olmasin) dünyamizda yasayan herkes vazifelidir...!
donanimlar ise Takdir-i ilahidir vesselam.

arastirma bilgilerimizin atatürkün rüyalarindan tutun ölüm anina kadar ayni kaynaklardan! olustugunu
ama sadece isimize gelen yerlerini alintiladigimizi ve sadece bakis acilarimizin degisik oldugunu gözlemledim !
aksi de olabilir! sadece gözlemledigimi belirttim !

herseyin en dogrusunu ve en güzelini sadece Cenab-i Allah.cc bilir diyerek baslayalim insAllah...

1- "Türkiye Cumhuriyetinin haçlı teslimiyeti Atatürk'ün hemen ölümünden sonra İsmet İnönü ile başlar. Ve Atatürk'e en büyük ihaneti yapanda İsmet İnönüdür. Bazıları bunu reddetsede bu gerçeğin ta kendisidir."

demissin... dogrudur... ama inönüye bu yetkiyi veren ve vesile olan kanunlari cikaran ve uyarlayan bizler degiliz...!
suc'u isleyen kadar isleten hatta vesile olanlarda sucludur...!

2- "Allah'ın bir ayetinde "SİZ EY HALKLARI İDARE EDENLER, YOLDAN ÇIKAR VE YANLIŞTA ISRAR EDERSENİZ ALLAH SİZLERİ GİDERİR YERİNİZE YEPYENİ İDARECİLER VE YÖNETİMLER GETİRİR" buyurmuyormu ?

Atatürk ve onun kurduğu LAİK DEMOKRATİK CUMHURİYET bu ayetin hükmünde sence ne anlam ifade ediyor ? Yoksa nefsine uymadığı için ayetlerin bir kısmını gördüğünde yüz çevirmeyi daha uygunmu buluyorsun ?
Kuran'ın bir kısmını kabul edip bir kısmını red etmek, aslında tümünü red etmekle aynı anlamda değilmidir ?"

demissin... dogru söze ne hacet... aslinda sordugun sorularin cevaplari, yine sorularinin icinde mevcut...!
zaten Rabbimiz bi güzel aciklamis:

".....Kim, Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar fâsıkların ta kendileridir.
.....Allah'ın indirdiği ile hükmet. Onların arzu ve heveslerine uyarak, sana gelen haktan sapma. Biz, herbiriniz için bir şeriat ve yol belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı, fakat size verdiklerinde sizi denemek istedi. Öyleyse iyiliklere koşun. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O, ihtilafa düştüğünüz şeyleri size haber verir."

"Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma. Allah'ın sana indirdiğinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın. Eğer Allah'ın hükmünden yüzçevirirlerse, bil ki Allah, bir kısım günahları sebebiyle onları musibete uğratmak istiyor. Muhakkak ki insanların çoğu yoldan çıkanlardır."

"Yoksa cahiliyye hükmünü mü arıyorlar? kesinlikle bilen bir toplum için Allah'tan daha güzel hüküm veren kim olabilir?" (Maide: 47. 48 49 50)

"Allah'ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana Kitab'ı hak ile indirdik; hainlerden taraf olma!" (Nisa: 4/105)

"aglaEy yahudiler ve hakimler!) İnsanlardan korkmayın, benden korkun. Âyetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın.
Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir." (Maide: 5/44)

"De ki: Ey Kitap ehli! Dininizde haksız yere haddi aşmayın.
Daha önceden sapan, birçoklarını saptıran ve yolun doğrusundan uzaklaşan bir topluma uymayın." (Maide: 5/77)

"Allah'ın nimetine nankörlükle karşılık veren ve sonunda kavimlerini helâk yurduna sürükleyenleri görmedin mi?" (İbrahim: 14/28)

".....dininize saldırırlarsa, küfrün önderlerine karşı savaşın.
.....(Onlara karşı savaşırsanız) umulur ki küfre son verirler." (Tevbe: 9/12)

(verdigim Ayetler Elmali Mealleridir)

laiklik yada bir baska yönetim sisteminin kanun kitaplariyle yönetilen ve yönetilmek isteyenlere bundan öte sözüm yoktur.

gelelim son an ve son nefes olayina

3- "İçkinin haram olduğu ve pek çok yerde kötülüklerin nedeni olduğu asla tartışılamaz..Evet Atatürk içki içerdi. Bunu hayatının çeşitli bölümlerinden kalma rahatsızlıklarının ve acılarının dinmesi ve dahası yüklendiği büyük misyonda çektiği sıkıntıların verdiği psikolojik baskıyı azaltmak için bir teskin edici olarak kullanırdı."

".....Atatürk'ün vazifeli olduğunun ve bunu başardığının en büyük delillerinden biri ve en anlamlısı,
ruhunu teslim edeceği anda Allah'ın meleklerinin Allahın ondan razı olduğunun en açık ve ibret dolu ispatı gerçekleşmiştir.
Meleklerin, Atatürkten başka kimsenin duymadığı selamına Atatürk başını sağ tarafına çevirerek "VE ALEYKESSELAM" diyerek karşılık vermiş ve o anda ruhunu teslim etmiştir.

Bu olay devlet zabıtlarında "ATATÜRK, SAĞ YANINA DÖNEREK VE ALEYKESSELAM DEDİKTEN SONRA SON NEFESİNİ VERMİŞTİR" şeklinde kayıtlıdır.
İsteyen kardeşimiz araştırıp bunun ispatını görebilir. Tabidir ki meleklerin selamını yalnızca Atatürk duymuştur.

Genelde her ölende ortaya çıkmayan yada Allah'ın göstermediği ibret bir haldir bu.
Fakat Allah pek çok ölümde ibret olsun diye, iyi ve kötü insanlardan geriye ibret olarak kalsın diye işte böyle Atatürk'ün ölüm anında olan muazzam olaya benzer haller yaşatabilir."

demissin ve hep diyosun...
buyrun bir de buradan okuyalim:

"10-15 yildir içki içer... Gündüz içmez, aksam sofralarinda küçük rakinin (35 cl.) yarisini içer."

Prof. Dr. Nihat Resat Belger anlatiyor; "1937 senesinde, Yalova kaplicalarinin hekimiydim.....Bir gün beni çagirtti. Bir müddetten beri kasintidan sikayetçi oldugunu söyledi.....Muayenemde, bilhassa bacaklarinda kasintidan mütevellit tirnak izleri müsahade ettim.....
Atatürk kasintinin sebebinin ne oldugunu sordu. 'Efendim, bu kasinti kanaatimce yemekle, daha dogrusu içmekle ilgilidir.' dedim."

Prof Dr. Nihat Resat Belger’den sonra, Atatürk’ü Istanbul’dan gelen Prof. Dr. Neset Ömer’de muayene eder.
iki doktorun müsterek teshisi aynidir... Atatürk, Yalova’da rejime alinir.

Doktorlar; Muayeneden sonra alkol ve sigara almamasi, mutlak dinlenmesi gibi sart, fakat bir anda hepsinin birden yerine getirilmesi güç tavsiyelerini tekrar ederler.
Atatürk hekimlerin ortak kararini dinledikten sonra : “Zannederim haklidirlar” der.
28 Mart 1938 günü Fissenger Ankara’ya gelir. Atatürk’ü muayene eder. basta Prof. Neset Ömer ve diger doktorlardan bilgiler aldiktan sonra Atatürk’e;
“Ben sizi iyi edecegim. Fakat benden evvel siz kendi kendinizi iyi edeceksiniz; Süphesiz ki siz, büyük bir kumandansiniz. Büyük zaferlerin sahibisiniz. Fakat bu isin kumandani benim. Bana yardim edeceksiniz.”
Üslubu ve mantik Atatürk’ün hosuna gitmisti. “Peki, kabul.”
Atatürk’ün olumlu yaklasimi üzerine Prof. Fissenger, Atatürk’ün günlük hayatini, bir tablo halinde çizdi.
"Agzina tek damla alkol almayacak, sezlonga uzanarak istirahat edecekti..."
Profesör Fissenger 4 kez Istanbul’a gelmistir.
Birinci ponksiyon 7 Eylül 1938'de Profesör Fissenger ve Profesör Neset Ömer Irdelp nezaretinde, Operatör Mim Kemal Öke tarafindan yapilir.
Operatör Doktor Mim Kemal Öke, 21 Eylül günü Atatürk’ün karninda biriken suyu tekrar alir.
karin bölgesinde su toplanmaya devam eder ve Viyana’dan Eppinger, Almanya’dan Bergmann adinda iki profesör gelir.
Bunlarin koyduklari teshis ve tedavi ayni idi “siroz”.
son saatleri...
Bu arada kendisine haber verilen Neset Ömer Bey de gelmisti. Abravaya ile Atatürk’e gereken tedavileri yapiyorlar ve bazi önlemler aliyorlardi.
10 Kasim 1938 Persembe saat: 00:05'te sonda ile 140 cc'lik idrar bosaltildi.
Saat 02 00'de yarim balon oksijen verildi. Saat 02 45'te 1.cc'lik Huile de Camphree siringa edildi.
Saat 03 30'da koltuk altindan atesi alindi(Atesi normaldi) Araliklarla oksijen verimi devam etti.
Saat 06 25'te solunum yüzeysellesti ve hirilti azaldi.
Saat 07 45'te 377 cc nabiz 124 olarak kaydedildi.
Saat 8.00 glikozlu serum verildi.
Saat 8.00'i geçerken Atatürk'ün yüzü daha da soldu. Sapsari oldu. Ve birden girtlagindan '' HI HI HI...'' diye sesler çikmaya basladi.
Bu sirada oradaki doktorlardan Kamil Berk gözleri yasli ve eli karyolaya dayali olarak diger elindeki islatilmis pamukla Atatürkün agzina su verme çabasindaydi.
Prof. Dr. Süreyya Hidayet ile Dr. Abravaya Marmarali tabanla ilgili refleksleri kontrol etmektedir.
Saat: 08 05'te 1 cc Huile Camphree ve 500 cc glikozlu serum yapildi.
Saat: 08 25'te toplar damar için 1/8mgr ouabaine siringa edildi.
Saat: 08 30 da 500 cclik glikozlu serum tekrarlandi.
Saat: 09 00... Nabiz 130... soluk alip verme 34...Atatürkün gözleri kapali gögsü sIk sIk inip çikmakta.
Saat: 09 05 gibi birden gözlerini açti...
Neset Ömer Bey bir ara “Dilinizi göreyim efendim.” diye seslendi. Atatürk dilini yariya kadar disari çikardi.
Neset Ömer Bey “Biraz daha uzatiniz efendim.” diye seslenince, Atatürk, Neset Ömer Bey’e bakarak;
“Vealeykümüsselam” diyerek basini sert bir hareketle sag tarafa çevirdikten gözlerini kapatir.
Atatürk son kez komaya girmistir.
Saat dokuzu bes geçe gözlerini son kez açarak, etrafina bakar ve gözlerini kapatir.

"Bu O’nun bize son bakisidir.Agir agir yatagina yaklasiyoruz. Ben hiçkiriklarimi zaptedemiyerek ölüsü üzerine kapaniyorum.
Ve talihsiz elemle O’nun simdi yuvalari içinde yari açik duran ‘asuman’ rengi gözlerini kapatiyorum."
(Asirlar boyunca Istanbul ansiklopedisi- Ordinaryüs Profesör M. Kemal Öke “Edebi Sefimizin Son Günleri” Cumhuriyet 1938)

son sözleri;
Koma içinde manasi anlasilamayan ve devamli olarak tekrarladigi söz “aman dil... aman dil...” dir.
son sorusu “Saat kaç” olmustur.
ve son sözü Prof. Dr. Neset Ömer Irdelp’e dönerek “Vealeykümüsselam” dir.

(inna lillahi ve inna ileyhi raciun)

milletimize maledilmis bazi sözleri:

Medeni olmayan insanlar, medeni olanlarin ayaklari altinda kalmaya mahkumdurlar.

Arkadaslar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti seyhler, dervisler, müritler, meczuplar memleketi olamaz.
En dogru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatidir.

Medeniyetin emir ve talep ettigini yapmak insan olmak için yeterlidir.

Biz dünya medeniyeti ailesi içinde bulunuyoruz. Medeniyetin bütün icaplarini tatbik edecegiz.

Bizim devlet idaresinde takip ettigimiz prensipleri, gökten indigi sanilan kitaplarin dogmalariyla asla bir tutmamalidir.
Biz, ilhamlarimizi, gökten ve gaipten degil, dogrudan dogruya hayattan almis bulunuyoruz.

Yüksek Türk! Senin için yüksekligin hududu yoktur. Iste parola budur.

Benim naçiz vücudum nasil olsa bir gün toprak olacaktir. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ebediyen yasayacaktir.

Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatlari! Yorulsaniz dahi beni takip edeceksiniz...
Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar.
Türk Gençligi gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.

Okul sayesinde, okulun verecegi ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanati, Türk iktisadiyati, Türk siir ve edebiyati bütün güzellikleriyle gelisir.

bunlarada itiraz edip yalan denilirse... dainin uydurmalari... olmadi, dis mihraklar denilirse
gayri gerisini siz bilirsiniz... bundan ötesi vebaldir...!
bundan böyle atatürk konusunda siz yolunuza ben yoluma !!!

selametle

Ekleme Tarihi: 23.12.2009 - 07:21
Bu mesajı bildir   Dai üyenin diğer mesajları Dai`in Profili Dai Özel Mesaj Gönder zum Anfang der Seite
kolye7 su an offline kolye7  
Allah'ı gereği gibi bilmeden, tanımadan iradelerini anlayabilmek mümkün değildir.(2)

309 Mesaj -

Kayıt Tarihi: 01.12.2004
En Son On: 04.10.2010 - 21:47
Cinsiyeti: Erkek 
Dai kardeşimize önce rahatsızlığı nedeniyle geçmiş olsun diyeyim.

Sonrada veri olarak buraya aktardığı ve hemen hemen önemli bölümü doğru fakat önemli bölümüde yanlışlar ve yanlış izlenimler olan bilgiler için teşekkür ediyorum. Böylece Dai kardeşimize nerede hata yaptığını daha net anlatma fırsatım olacak diye düşünüyorum.

Yazılarımdan bahsederken yalnızca bu sitede yazmış olduğum yazılardan bahsetmedim. Nerelere yazdığımı ve bazılarını buraya aktardığımı daha önce belirtmiştim.

Benim hayatımın hiç bir evresinde yetişmiş olduğum derin din konusundaki ilim ve yaşamsal bilginin (tarih, ekonomi, her anlamda siyaset v.b) ve tecrübenin bir araya gelip onaylamadığı hiç bir kabul yoktur. Yani körü körüne bir peşe takılma ve ideal peşine düşme olayı asla olmamıştır ve olamazda.

Çok doğru bir söz etmişsin. Yaşayan herkes vazifelidir ve hiç bir insan boşuna yaratılmamıştır. Zaten burada VAZİFE kavramını anlattığım konularla ilgili ifade ederken konunun dışına çıkmamak için BÜYÜK VAZİFELERDEN, uç noktalarda insanlığı ve milletleri etkileyen vazifeli insanlardan ve bunların iyi ve kötülerinden bahsediyordum.
Yalnız bir noktayı kesinlikle vurgulayarak. Neydi o nokta ? İYİ ve KÖTÜ İŞLER için vazifeli insanların ezelde belli olduğunu BEZMİ ELEST'TE bu kişilerin hangi iyi işlerle yada hangi ve vahşetlerle burada icraatta bulunacaklarının yazılı olduğunu belirtmiştim.
Ve ilave etmiştim insanlığın bu uçlardaki seçilmişleri dışında yer alan çoğunluğunun her şeyi değişebilir. Yani iyi iken kötü olarak bu dünyadaki vazifelerini tamamlayabildikleri gibi tersine sıradan bir kötü iken gösterdikleri gayretler nedeni ile bu dünyadan imtihanı kazanmış olarakda çıkabilirler.

Bu anlattıklarımın dışında insanoğlunun yaşamına yaklaşımlar ancak dinde cehaletin ve yanılgının göstergesidir. Başka hiç bir şey değil.

Burada Atatürk ve ülkemizle bağlantılı olan tüm verileri ortaya koyarken kesinlikle ne yanlı bir davranışta bulundum nede yanlış ve üzücü olanları konunun dışına atıp yok saydım. Hepsini yerli yerine koyup tabloyu apaçık görebilin diye asıl görülmesi gerekenlerle "ÖKÜZ ALTINDA BUZAĞI ARAMAK" yada "PİRE YÜZÜNDEN YORGAN YAKMAK" yada daha başka atasözlerimizle izah edilebilecek gaflet kuyularına düşülmemesi gerekliliğini ortaya koymaya çalıştım.

Bu bağlamda son yazımdada Dai kardeşimizin benim yazılarıma olan bakış durumunun ne benim nede anlattıklarımın yanlış yada eksik olması gibi gerçek dışı bir durumdan değil ZİHİNLERDEKİ, FİKİRLERDEKİ PRANGALARDAN kaynaklandığını ifade ettim. Ki gerçeğin ta kendisidir bu ve ülkemizin en büyük sorunlarından biridir bu durum.

Atatürk'ü İsmet İnönü'yü yetkilendirmesi konusunda suçlamışsın. Ki İnönü gerçek yüzünü gösterdiğinde Atatürk ona güvenmediğini dahi ifade etmiştir. Hatta ölmeden tedbirler almaya bile çalışmıştır. Fakat bazı şeyler vardırki her şeyi istediğiniz gibi değiştiremezsiniz. Hele hele mukadderatta varsa o asla değişmez, değiştirilemez.

Örnekmi istiyorsun ? Hz.ÖMER, adalet kavramı ile tanıdığımız bir sahabe halifedir. MUAVİYE ise sırf benim anlattıklarımla dahi çok kolay tanımış olmanız gereken İslam tarihinin bütün fitne ve kanlı sayfalarının önderi ve babası olan bir peygamber ve evladı düşmanı zattır.

Bu zalim, HZ.ÖMER tarafından ŞAM'a vali tayin edilmiştir. Ve varlıklı olması nedeni ilede ŞAM da kısa zamanda adeta bir zengin hükümdar haline gelmiştir.
Hatta HZ.ÖMER, ŞAM'a yaptığı bir ziyarette onun debdebe dolu halini görünce şu tarihi sözleri söylemiştir. "İŞTE ARABIN KİSRA'SI (KRALI, HÜKÜMDARI) "

Fakat bu gerçeği gördüğü halde çok sade mütevazı bir hilafet dönemi yaşayan HZ. ÖMER bu saltanat düşkünü zalimi valilikten azletmemiştir.
MUAVİYE daha sonra HZ.OSMAN döneminde tamamen palazlanmış ve adeta ŞAM da ayrı bir devletin hükümdarı gibi olmuştur. HZ. OSMAN yumuşak huyluluğu ve aynı soydan gelmeleri nedeniyle olacak MUAVİYE konusunda bir tedbire gerek görmemiştir.
HZ. OSMAN feci bir şekilde şehit edildikten sonra HZ. ALİ'nin dönemi tam bir kaosa dönmüştür. Oğlu HZ.HASAN'ın hilafet dönemi ise ayrı bir acı olaydır.

Düşünebiliyormusunuz ? Peygamber ve evladının bir numaralı düşmanı HZ. OSMAN'ın kanını bahane ederek HZ. ALİ'ye savaş dahi açmıştır. HZ.HASAN'ı zehirletmek suretiyle şehit etmiştir. HZ.HASAN ile yaptığı anlaşmayı yok sayarak yerine oğlunu yani İslam tarihinin en kanlı zalimi YEZİD'i geçirmiştir.

Gelelim bu konuyu anlatma sebebimize. Bu durumda Atatürk'ü suçladığın gibi HZ. ÖMER ve HZ. OSMAN'ıda suçlayabilecekmisin ? Hatta haşa onlara büyük değer veren ve cennetle (AŞERE-İ MÜBEŞŞERE) müjdeleyen Efendimizide suçlu bulacakmısın ? Üstelik burada Atatürk olayı ile kıyaslanamayacak 300 küsur yıla yayılan tamamen kan yumağına dönüşen hataların başlangıcı söz konusu.
Çünkü, 1400 yıldır ve tabi bugün İslam coğrafyasında var olan tüm kardeş kavgalarının startını veren MUAVİYE dir.

Şimdi bana diyeceksin ki sen HZ.ÖMER ve HZ.OSMAN'ı hatalı yada suçlu buluyormusun ? Hayır. Şöyle hayır. Öyle işler vardır ki ezelde oluşları taksim edilmiştir. Çünkü bu halifelerin malum sonuçları önceden bilmeleri mümkün değildi ve şayet bilseler MUAVİYE'yi değil VALİ yapıp ona padişah gibi yaşama fırsatı vermek, kellesini anında alırlardı.
Hiç kimse, hatta Efendimiz dahi bunun (irade kılınmış işlerin) önüne geçemez, geçememiştir. Allah bir şeyi irade ettiğinde tüm işler ister olumlu olsun, ister olumsuz, o sonuca hizmet etmeye mahkümdur. Bu bir İlahi kanundur.

O nedenle diyorumki hem din hem yaşamsal yönden tarihsel olayların önce gerçeğini bilmek gerekiyor sonrada İlahi takdirin buradaki mesajlarını ve hikmetlerini çok iyi okuyabilmek tabi.

"Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler zalimlerdir." ayeti ile ilgili çok güzel bir açıklamam olmuştu daha önceki yazılarımda. Dai kardeşimiz ya okumamış yada orada anlatılmak istenileni anlayamamış olmalı.

Ne indirdi Allah ilkönce ona bir bakalım.

Ben birkaç önde gelen indirileni yazayım.
*Güzel ahlakı
*Adaleti, adil olmayı
*İnsan sevgisini
*Merhameti
*Aile sevgisini
*Çocuk sevgisini (kız erkek ayrımı yapmadan)
*Kadını korumayı
*Yoksulu korumayı
*Birlik olmayı
*Allahın adını kullanarak menfaat kazanmamayı
*Namus kavramını
*Vatan sevgisini
*Dürüst olmayı

V.S V.S tüm iyi işleri.....

Dai kardeşim, şimdi söylermisin bana,
* Atatürk'ün yaptığı hangi işlerde bu Allah katından indirilenlerin özünü teşkil eden kavramlardan herhangi birine ters düşen icraat var ?
*Atatürk'ün hangi işinde cahiliye dönemi olan OSMANLININ FACİA BİTİŞİne etken tüm kabulleri dışlamamak var ?
*Atatürk'ün hangi işinde ALLAH İLE ALDATMAK var ? Yani dini kendi menfaatleri doğrultusunda kullanıp sömürmek var ?
*Atatürk'ün yaptığı hangi iş vardır ki bu ülkeye hizmet değilde ihanet olarak yorumlanabilsin ? Allah'ın ayetinden verdiğin " Aralarında fikir birliği yapanlar" Osmanlı'nın sonunda hilafet elden gidiyor diyerek haçlıdan medet uman teslimiyetçiler ile bugün onların yeni versiyonu olup ABD'yi ilah edinip her dediklerini İLAHİ EMİR kabul edip harfiyen yerine getirenler olmasın sakın ?

Dai kardeşim Allah'ın ayetlerini bende sahip olduğum özellikler ilim ve bilgime güvenerek kullanıyorum. Fakat bu çok ince ve hassas iştir. İlim ve bilgi yetersizse şayet kullandığınız yerlerde hata yapmanız ve Allah'ı gücendirmeniz dahi söz konusu olabilir.

Misal olarak veriyorum. Karabiber, tuz, şeker Allah'ın nimetlerindendir ve mucizelerindendir. Fakat siz bunları nerelerde kullanmanız gerektiğini yada kullanabileceğinizi bilmiyor veya yanlış kullanıyorsanız, tıpkı senin burada verdiğin ayetlerin bir çoğunun kullanıldığı yerlerdeki gibi acı tablolar ortaya çıkar.

Örnek vereyim istiyorsan.
Mesela, sütün içine tuz koyar, hele birde karıştırıp içersen hem mideni bozarsın, hemde seni bu halde görenler aklından şüphe ederler. Oysa tuzda, sütde hem nimetdir hemde Allah'ın mucizesidir.

Atatürkle ilgili içki olayına neden taktığını anlamış değilim. Bu içki konusundaki saplantılarından olmalı diye düşünüyorum kardeşim.

Bak Dai kardeşim içki haramdır diye Kuranda dahi hüküm vardır. Fakat içki içen ne olursa olsun kötüdür diye bir hüküm yoktur. Böyle sapkın bir hükmü önlemek için Allahın ayetleri ve dahi Allahın Resulünün yaşadığı olaylar dahi vardır.

Ne diyor bir ayetde "SARHOŞ İKEN NE SÖYLEDİĞİNİZİ BİLİNCEYE KADAR, CÜNUP İKEN TEMİZLENİNCEYE KADAR NAMAZA YAKLAŞMAYIN"

Yoksa Allah, haşa bu içki üzerinden insanlara çamur atanlar kadar indirdiği dini tanımıyormu ? Ya da haşa ayet hükmünde bir hatamı var ?
Çünkü ayet o içki içenleri yaptığı hatadan dolayı asla dışlamayıp ibadetini dahi ayıkken yapmasına yani Allah'ın huzuruna çıkma fırsatını verirken, nedir bu Allah'ın dahi önüne geçmeye çalışıp hüküm verme gayreti, hezeyanı, faciası ?

Birde Efendimizden bir örnek verelim. Sahabeden bir zat vardır. Hatırımda kaldığı kadarıyla adıda NOAYMAN'dır. Bu zat Allah'ı ve Resul'ünü çok sevdiği halde içki içmekte ve bundan kesinlikle vazgeçememektedir. Hatta bu zata içki içmesi nedeniyle had dahi uygulanmaktadır.
Allah'ın Resul'ü bu kişiyi bu halini çok iyi bildiği halde öyle sevmektedir ki bu zat ne zaman Efendimizin yanına gelse Efendimiz onu sevgi ile karşılamaktadır.
Bir gün bu zat yine Efendimizi ziyarete gelir ve üstelik içkilidir. Şu an adını vermeyeceğim tanınmış bir sahabe onu görünce hemen Efendimizin yanına gelir ve "İzin ver ya Allah'ın Resul'ü bu kafirin boynunu hemen vurayım" der.

İşte o an hiç kimsenin beklemediği bir davranışta bulunur Efendimiz. Çok mütevazı olduğu ve sesini hiç bir zaman yükseltmediği çok iyi bilinen Allah'ın Resul'ü büyük bir celaliyetle ayağa kalkar ve sesinide yükselterek "SENİ NOAYMAN'A BU ŞEKİLDE HİTAP ETMEKTEN MEN EDERİM. EVET O İÇKİ İÇER. FAKAT ALLAH'I VE RESUL'ÜNÜDE (GERÇEK ANLAMDA) SEVER"

Bu olaya yalan demeye kalkışmamanı peşinen tavsiye ederim. Çünkü bu olay hem verdiğim ayetin hükmüne uygundur. Hemde kaynaklarım çok sağlamdır.

Kaldı ki ben Atatürk'ün yaşadığı şartları rahatsızlığı ve içkiyi hangi nedenlerle aldığınıda apaçık anlattım. Hatta çok güzelde bir misal verdim içki için
Bir düşünürün şu ünlü sözleriydi onlar. "Şayet tüm kötülükler içkinin sarhoşluğu gibi sarhoş etse yeryüzünde ayakta duran çok az insan görürdünüz"

VAKIA SURESİ, 90-91 : ŞAYET O KİŞİ İYİLERDEN İSE, (ALLAH'IN RIZASINI KAZANMIŞ İSE) ARTIK ONUN RUHU ALLAH'IN MELEKLERİNİN SELAMI İLE TESLİM ALINIR.



Alıntı
Neset Ömer Bey “Biraz daha uzatiniz efendim.” diye seslenince, Atatürk, Neset Ömer Bey’e bakarak;
“Vealeykümüsselam”diyerek basini sert bir hareketle sag tarafa çevirdikten gözlerini kapatir.



Dai kardeşim şayet şu aktardığım yazından alıntı ile Atatürk'ün Neşet beye selam verdiğini ima etmek istiyorsan ben sana ve o olayı anlatana şunları sormak isterim. Şayet doktorun o anki konuşması ve Atatürk'ün o cihete bakışının bir tesadüf olması dışında bir anlam çıkarıyorsan tabi. Çünkü o olay ne yalnız bir tesadüf nede ölüm eşiğindeki bir hastanın şuursuzca yaptığı bir davranıştır. Bu tesadüfde olsa olsa ancak Allah'ın bu olaydaki imtihanının küçük bir parçası olabilir başka hiç bir şey değil.

*Peki bu anda yani Atatürk'ün başını sağa çevirdiği anda Neşet bey Atatürk'ün son anında odayamı girmişti de Atatürk bari göçmeden bu adama tersine selam yani selam almadan selam vereyim demiş oldu ?

*Sen hiç hayatında Selamünaleyküm diye karşı taraftan selam gelmeden VE ALEYKESSELAM diye cevap verdinmi ? Ya da böyle bir olaya şahit oldunmu ?
Yoksa Neşet bey gözleri oldukça bozuk olduğu içinmi yada aslında bu anda bakışın isabeti şuuru ancak son sözleri için geçerli olan Atatürk'ü kendisine bakıyormu zannetmiş oldu ?

*Şayet bu selam faslının şuursuzca bir hal olduğunu ima etmek istiyorsan, sana şunu soracağım tanıdığın yada senin zihniyetinde tanıdığın hiç bir Allahın kulundan hiç birinin böyle bir olayın benzerini yaşayan yada duymuş olan varmıdır ?
Var dersen, bana sıradan insan olduğunuda kanıtlarsan, sana söz veriyorum, burada yazdığın en feci hezeyanlara dahi evet doğrudur diyeceğim.

Bu anlatımı yapan kişinin ve senin anlayamadığını ben anlatayım. Akıl ve şuur denen olayın Atatürkte son var olduğu an o selama karşılık verdiği andır. Fitne peşinde koşanlar bu muazzam olayı saptırmak için son kez gözünü açtı, anlaşılmayan mırıldanmalar gibi işin özünü asla bozmayan ilavelerin peşinde koşarlar.

Kaldı ki internette araştırma yaptığınızda şayet asıl bilgiye sahip değilseniz, Atatürk'ün ölüm anı ile ilgili bilgilere ulaşmaya çalıştığınızda doğru bilgilerle birlikte çoğu birbirini tutmayan farklı anlatımlar hatta pekçoğunda hesapta detaylı olarak verildiği ifade edildiği halde bu selam anının dahi olmadığını görürsünüz bir misal olarak bir kaç link vereceğim.

http://www.erenlerforum.org/erenler/showthread.php?t=7865

http://www.internethaber.com/galeri/gallery.php?id=2374&no=19

http://www.yaramazadam.com/forum/arsiv-konu-2500.0-ataturkun-son-saatleri.html

http://tavus.blogcu.com/ataturk-un-son-sozu-ve-aleykumselam/4418017

http://www.uludagsozluk.com/k/atat%C3%BCrk-%C3%BCn-son-s%C3%B6z%C3%BCn%C3%BCn-aleyk%C3%BCmselam-olmas%C4%B1/

Atatürkle ilgili bu bilgilere "Atatürk'ün ölüm anı, Atatürk'ün son anları, Atatürk'ün vefatı v.b" sorgulamalarla çok değişik farklı içeriklerde ulaşabilirsiniz. Yorumu benimde yazılarım ışığında yaparsanız gerçek bir sonuca ulaşırsınız diye düşünüyorum.

Olay bütün muazzamlığıyla ortadadır. Saptırmak isteyenler ne kadar kıvırırlarsa kıvırsınlar bu asla ve asla değişmez..

SONUÇ, MELEKLERİN ANCAK ALLAH'IN RIZASINA MAZHAR OLAN İNSANLARA NASİP OLACAK BİR OLAYIN YANİ ATATÜRK'E SELAM VERMELERİ VE KARŞILIĞINIDA ALIP ATATÜRK'ÜN RUHUNU TESLİM ALMIŞ OLMALARIDIR.

Bu hükmün dışındaki tüm hükümler ve aranmalar Allah'a and olsun fitnenin en rezil hallerinden biri olmaktan başka hiç bir şey değildir.

O doktor Nihat Reşat Belger ve Neşet Ömer beyinde hem idrak hemde gözlerinde bayağı bir bozuklukta söz konusu söz konusu diye düşünüyorum. Ya da bu hali anlayabilecek dini bilgiye sahip değildirler.

Nasılmı ? Size Kazım Karabekir'in hatıratından bir olayla anlatmaya çalışayım. Ermeni mezaliminin olduğu bir köye girmektedir Kazım Karabekir. Uzaktan köye daha girmeden gülümseyen insanlar gördüğünü söyler yazısında. Daha sonra yaklaştığında o insanların gülmediğini, kazığa geçirilmiş halde öldüklerini ve yaşadıkları ızdırap nedeniyle ağızlarını dehşetle açıp o halde kaldıklarından uzaktan gülüyorlarmış gibi göründüklerini söyler.
Hadi diyelimki Kazım Karabekir uzaktan görünce bu vahşeti anlamakta yanıldı, olayın acı yüzünü yaklaşınca gördü. Ya bu doktorlara ve bu olayı anlatanlara acaba ne oldu ?

Ne buyuruyor alemlerin Rab'bi "BİLENLERLE BİLMEYENLER HİÇ BİR OLURMU"

SON SÖZ OLARAKDA DİYORUM Kİ DAİ KARDEŞİM. DOĞRU TEKDİR. O DA BELLİDİR. ONUDA BENİM ŞU YUKARDA AYETLE VERDİĞİM ZÜMRE ÇOK, AMA ÇOK DAHİ İYİ GÖRÜR VE BİLİR.

VE HAKLISIN. ELBETTE BU SÖZLERDEN SONRA ATATÜRK HAKKINDA SEN YOLUNA BENDE YOLUMA.........



PC de Kararsiz Kararsiz Kararsiz göz kırpma sevinçli Elinize Saglik Te$ekkürler Güle Güle Güle Güle


Bu mesaj 14 kez ve en son kolye7 tarafından 24.12.2009 - 11:14 tarihinde değiştirilmiştir.
Ekleme Tarihi: 23.12.2009 - 13:43
Bu mesajı bildir   kolye7 üyenin diğer mesajları kolye7`in Profili zum Anfang der Seite
Pozisyon düzeni - imzaları göster
Sayfa (1): (1)
önceki konu   sonraki konu

Kategori Seç:  
Sitemizde şu an Yok üye ve 116 Misafir mevcut. En son üyemiz: Mirzabey61


Admin   Moderator   Vip   Üye ]

Hayırlı ömürler dileriz.    Bu üyelerimizin doğum günlerini tebrik eder, sıhhat ve afiyet dolu bir ömür dileriz:
nafizalpay (32), baki67 (54), karadaban (53), Afra_Nur (29), Burak_1977 (42), berigelgokmen (36), ogrtahmet (46), sinantekin (48), NisYaN_ (37), Herbalist (51), breakbeat (36), missnevsehir50 (31), HASAN AYDIN (38), cemyakar (38), ruyadostu (38), mehmetgazi (32), ademaydn (46), Haticee (31), hakkipekoksuz (39), süleyman gürkan (43), gökdemir (51), RAVDAadam (46), islam_ (), mercan82 (37), deniz86 (33), avural (56), babam1985 (34), Ruveyda__ (34), monsuar (34), hilalugruna (33)
24 Saatin Aktif Konuları
0

Copyright © ((( RAVDA.net )))  *  İrtibat   *   RAVDA Reklam Servisi   *   Tüm hakları saklıdır, izinsiz alıntı yapılamaz.
Sitemizde yayınlanan imzalı yazıların içeriğinden yazarları, forum ve yorumlardan ekleyen şahıslar sorumlu olup, kesinlikle sitemiz sorumlu değildir.
© by ((( RAVDA.net )))

Sayfa 0.91285 saniyede açıldı