D e u t s c h   English 

   

0
Start Giriş Üye Ol üyeler ((( RAVDATe@m))) Arama
Toplam Kategori: 69 *** Toplam Konu: 30092 *** Toplam Mesaj: 148162
Forum Anasayfa » DİĞER KONULAR » Dinler arasi dialog!!!   Cevap ekle

önceki konu   sonraki konu
Bu konuda 7 mesaj mevcut
Sayfa (1): (1)
Ekleyen
Mesaj
Sehadetgülü su an offline Sehadetgülü  
Dinler arasi dialog!!! Alıntı yaparak cevapla

311 Mesaj -

Kayıt Tarihi: 30.12.2003
En Son On: 11.05.2008 - 23:07
Cinsiyeti: Bayan 
arkadaslar gecenlerde Mardin de dinlerarasi dialog platformu vardi Tv de izlemistim, daha önce hic duymamistim ama sanirim bir kac yildir yapiliyormus, dünde mesaj tv de bu konu hakkinda bazi bilgiler verildi... ve hangi amacla böyle birseyin yapildigi vs.

SIZLERIN BU KONU HAKKINDAKI DÜSÜNCELERINIZ NEDIR??

IZLEYENENIZ OLDUMU???

ALLAH a emanet olunuz

Esselamünaleyküm
Ekleme Tarihi: 24.05.2004 - 19:58
Bu mesajı bildir   Sehadetgülü üyenin diğer mesajları Sehadetgülü`in Profili Sehadetgülü Özel Mesaj Gönder zum Anfang der Seite
GencSair su an offline GencSair  
Alıntı yaparak cevapla

89 Mesaj -

Kayıt Tarihi: 27.12.2003
En Son On: 28.06.2007 - 16:39
Cinsiyeti: ----- 
Bende bugun gordum uc dinler hakkinda birsey bilmem imam kilisede namaz kilmis.
Mahsun kirmizigul sarki soylemis icinde kuran ayetlerini soyluyor vesaire onu mu diyorsun abla bende sasirdim olabilirmi? boyle birsey
Ekleme Tarihi: 24.05.2004 - 20:14
Bu mesajı bildir   GencSair üyenin diğer mesajları GencSair`in Profili GencSair Özel Mesaj Gönder zum Anfang der Seite
Sehadetgülü su an offline Sehadetgülü  
Esselamünaleyküm kardesim Alıntı yaparak cevapla

311 Mesaj -

Kayıt Tarihi: 30.12.2003
En Son On: 11.05.2008 - 23:07
Cinsiyeti: Bayan 
sonuna kadar izlemedim fakat ezan sesleri ile ayni anda kilise canlari caldi, bakalim diger arkadaslar bu konuda ne düsünüyorlar???

ben oldukca sasirdim sonrada bunun altinda yatan ihtimalleri duyunca daha cok sasirdim bukadar genis düsünmemistim olayi.

ALLAH yardimcimiz olsun

Not: buarada görevli kardeslerden özür diliyorum sanirim yanlis yere yazdim bu konuyu, hakkinizi helal ediniz
Ekleme Tarihi: 24.05.2004 - 22:49
Bu mesajı bildir   Sehadetgülü üyenin diğer mesajları Sehadetgülü`in Profili Sehadetgülü Özel Mesaj Gönder zum Anfang der Seite
Gast Bir Misafir-  
Dialog masalina kanmayin ! Alıntı yaparak cevapla

Misafir

Kayıt Tarihi: 12.12.2018
En Son On: 11.05.2008 - 23:07
Cinsiyeti: ----- 
Hakk Celle ve Alâ Hazretleri Kuran-ı keriminde:

*Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, o onlardandır.* (Mâide: 51)

Buyurduğu halde, bu adam yahudi ve hıristiyanlarla dostluk toplantıları yapıyor. Bu İslâmla bağdaşır mı?

Allah-u Teâlâ müminleri, ehl-i kitabın saptırma ve azdırmalarına karşı sakındırmış, onların sözlerine iltifat etmekten menetmiş ve Âyet-i kerimesinde şöyle buyurmuştur:

*Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir zümreye uyarsanız, imanınızdan sonra sizi çevirirler de kâfir yaparlar.

Size Allahın âyetleri okunurken ve aranızda Onun Resulü bulunurken nasıl küfre dönersiniz? Kim Allah’a sımsıkı sarılırsa, muhakkak ki o doğru bir yola iletilmiştir.

Ey iman edenler! Allah’tan nasıl korkmak lâzımsa öylece korkun. Sakın siz müslüman olmaktan başka bir sıfatla can vermeyin.* (Âl-i imran: 100-101-102)


Allah için ihlâslı ve samimi olun, Allahtan başkasını O’na aslâ ortak kılmayın.

Âyet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır:

*Onların bir çoğunun, kâfirleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendi önlerine sürdüğü şey ne kötüdür! Allah onlara gazap etmiş ve azapta ebedî kalıcıdırlar.*” (Mâide: 80)

Nefislerinin kendilerine sunduğu bu kötü şey, ebedî olarak azaplandırılmalarına ve Allahın gazabına uğramalarına sebep olmuştur.

*Eğer onlar Allah, Peygambere ve ona indirilen Kurana inanmış olsalardı, onları dost edinmezlerdi.

Fakat onların çoğu yoldan çıkmışlardır.* (Mâide: 81)


Âyet-i kerimede şöyle buyuruluyor:

*İnsanlar içerisinde, müminlere en şiddetli düşman olarak yahudileri bulursun.* (Mâide: 82)

Onlar İslâmın ve müslümanların düşmanıdırlar, müslümanların başına daima bir gaile çıkarmaktan ve kötülük etmekten başka bir şey düşünmezler. Dinini terk edip kendilerine tâbi olmadıkça, hiçbir müslümandan memnun olmazlar.

Allah-u Teâlânın ilâhi emrine bir bakın, bir de bunların icraatlarına bir bakın. Bu İslâm’a uyar mı?

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerimesinde müminlere dost ve düşmanlarını ayırdetmelerini muhakkak emrediyor ve şöyle buyuruyor:

*Ey inananlar! Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmeyin. Allahın aleyhinize apaçık ferman vermesini mi istersiniz?* (Nisâ: 144)

Cinsi ne olursa olsun küfür, İslâma göre tek bir millettir. Müminlerin dostu ise ancak müminlerdir.

Allah-u Teâlâ müminlere kâfirleri dost edinmemelerini muhakkak emrettikten sonra, bu emr-i şerife uymayanların ise Allahın dostluğunu kaybetmekle cezalandırılacağını bildirmektedir:

Âyet-i kerimesinde buyurur ki:

*Müminler müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmesinler. Kim bunu yaparsa, Allah ile bir dostluğu kalmaz.* (Âl-i imran: 28)

Allah-u Teâlâ ile hiçbir ilgileri kalmadığı gibi, Allah-u Teâlâ’nın dininde onların hiçbir yeri yoktur. Aradaki bütün bağlar tamamen kesilmiştir.

Bu Âyet-i kerime bile onların işini bitirmek için kâfidir. Bu ilâhî ferman, Allah-u Teâlânın haklarında verdiği hükümdür.

Bir Âyet-i kerimesinde de buyurur ki:

*Onlar müminleri bırakıp kâfirleri dost edinirler. Onların tarafında bir şeref ve kudret mi arıyorlar? Bilsinler ki şeref ve kudret tamamen Allaha âittir.* (Nisâ: 139)

Allah-u Teâlânın şeref vermediği kimseler hiçbir şekilde şeref sahibi olamazlar. Şu halde kâfirlerden ve kâfirlerin dostluğundan şeref beklemek ne büyük bir gaflettir.

İmanın alâmetlerinden birisi de hiç şüphesiz ki Allah-u Teâlânın düşmanlarından nefret etmektir. Allah-u Teâlâ onlara düşman olmayı emretmiş ve onları dost edinmeyi yasaklamıştır.

Âyet-i kerimesinde müminlerin düşmanının kendi düşmanı, kendi düşmanının da müminlerin düşmanı olduğunu beyan buyurmaktadır:

*Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin.* (Mümtehine: 1)

Onları dost edinmek şöyle dursun, onlardan gayet uzak durmak lâzımdır. Allah-u Teâlânın lütfettiği İslâm nimeti unutulmamalıdır.

Nitekim bir Âyet-i kerimede şöyle buyuruluyor:

*Eğer onlar Allaha, Peygambere ve ona indirilen Kurana inanmış olsalardı, onları dost edinmezlerdi.
Fakat onların çoğu yoldan çıkmışlardır.* (Mâide: 81)


Bu Âyet-i kerime dahi onları tanımanız için kâfi değil midir?

*Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, o onlardandır.* (Mâide: 51)

Allah-u Teâlâ böyle buyuruyor, onlar böyle yapıyor. İlâhî emir ve hüküm budur. Bunların yaptıkları da budur. Kararı da siz verin.






•

Cenâb-ı Hakk Kelâm-ı kadiminde nikâhı ve mehiri emretmekte ve mehirsiz nikâhın sahih olmayacağını beyan etmektedir.

Âyet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır:

*Nikâhınıza aldığınız kadınların mehirlerini bir hak olarak seve seve verin.* (Nisâ: 4)

Allah-u Teâlâ böyle buyuruyor, bu adam dini nikâhı şart değil diye mehiri de inkâr etmiş oluyor.
Allah-u Teâlâ nikâhlanması haram olan kadınları Nisâ Sure-i şerifinin 22. 23. ve 24. Âyet-i kerimelerinde beyan buyurduktan sonra, helâl olan kadınların müstehak oldukları mehir ve ücretler hakkında ilâhî hükmü beyan etmek üzere şöyle buyurmaktadır:

*Bunlardan başkasını ise, iffetli yaşamak, zinâ etmemek şartıyla mallarınızla istemeniz (mehirlerini verip almanız) size helâl kılındı.* (Nisâ: 24)

Burada mallardan söz edilmesi; mehirsiz nikâh olamayacağının delilidir. Mehir nikâhın gereklerindendir. Nikâh denildiği zaman, mutlaka mehirden uzak olmayacaktır.

*Nikâh ederek yararlandığınız kadınlara kararlaştırılmış mehirlerini verin.* (Nisâ: 24)
Zira mehir nikâhlanmanın karşılığıdır. Zifaf ile mehirin tamamı kocanın boynunun borcu olur.

*Mehirin takdir edilmesinden sonra, aranızda gönül rızâsıyla (yeni bir miktar üzerinde) anlaşmanızda size bir günah yoktur.* (Nisâ: 24)
Bu kendi rızânızla yapılan meşru bir muameledir.
Kadının mehirin bir kısmını almamasında, hepsini bağışlamasında veya erkeğin belirtilen miktardan fazlasını vermesinde herhangi bir mahzur yoktur.

*Şüphesiz ki Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.* (Nisâ: 24)
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimize hitap ederek mehirlerini verdiği eşlerini kendisine helâl kıldığını bildirmektedir:

*Ey Peygamber! Şüphesiz ki biz mehirlerini verdiğin eşlerini sana helâl kıldık.* (Ahzab: 50)
Bu Âyet-i kerimede Resulullah Aleyhisselâma layık ve faziletli olan hanımlar beyan buyurulmuştur.

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin ezvâc-ı tâhirattan bütün hanımlarına nikâhta mehir verdiği kesindir. Ancak Ebu Süfyan -radiyallahu anh- in kızı Ümmü Habibe -radiyallahu anhâ- vâlidemizle evlenirken onun mehirini Habeş kralı Necâşî dörtyüz dinar olarak karşılamıştır.

Ayrıca Safiye -radiyallahu anhâ- validemizi Hayber esirleri arasından seçmiş, sonra onu âzâd edip kendisiyle evlenmiş ve bu âzâd etmeyi de mehir saymıştır.

*Allahın sana ganimet olarak verdiklerinden, elinin altında bulunan câriyeleri (sana helâl kıldık).* (Ahzab: 50)
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şeriflerinde:

*Şartlar içinde en çok yerine getirilmesi gereken şart, kadınların ırzlarını helâllığa aldığınız mehirdir.* (Buhari. Tecrid-i sarih: 1161)
Nikah şartları, başka şartlardan daha çok yerine getirilmesi gereken, öncelikle riayet edilmesi lüzumlu olan bir şarttır. Bu şartların zedelenmemesine çok dikkat edilmelidir.

Nikâh ile sifâh (zina) arasını ayıran hususlardan birisi de mehirdir.

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz diğer bir Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:

*Bir kimse az veya çok bir mehir üzerine bir kadınla evlenir ve hakkını ödemek niyetinde olmayıp onu aldatırsa ve ödemeden ölürse, kıyamet günü zina yapmış olarak Allah’a mülâki olur.* (Taberânî)•

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerimesinde:

*Allah size çocuklarınız hakkında erkeğe kadının payının iki misli miras vermenizi emreder.* (Nisa: 11)
Buyurduğu halde Mehmet Nuri Yılmaza *Miras* sorulduğunda *Eşit* demiştir. İlâhi hüküm böyleyken, bu ise ilâhi hükmü bırakıp kendi zanları üzere hüküm veriyor. Bu İslâmla bağdaşır mı?

Oysa Allah-u Teâlâ Âyet-i kerimesinde buyuruyor ki:

*Onların çoğu zanna uyarlar. Gerçekte ise zan hakikat karşısında hiçbir şey ifade etmez. Şüphesiz ki Allah onların yaptıklarının tamamını bilmektedir.* (Yunus: 36)

Hakk Celle ve Alâ Hazretleri miras hususunda her vârisin ne kadar pay alacağını verâset ahkâmına ait Âyet-i kerimelerinde açık ve kesin olarak bizzat beyan buyurmuş, insanların reyine ve arzusuna bırakmamıştır. Çünkü vârisler arasındaki farkların hikmetini insan aklı idrâk edemez.

Âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor:

*Babalarınızdan ve oğullarınızdan menfaatça hangisinin size daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz. Bu sehimler Allah tarafından tesbit edilip size farz kılınmıştır. Şüphesiz ki Allah hakkıyla bilici, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir.*(Nisâ: 11)

Binaenaleyh bir müslüman her işinde olduğu gibi bu hususta da Allahın emrini iltizam edecek, kendi düşüncesine göre hareket etmeyecek...

Meselâ bir babanın, çocuklarından bazılarını mirastan mahrum bırakması veya vasiyet yoluyla daha fazlasını vermesi suretiyle adalet yapmaması caiz olmadığı gibi, kızlarını, sevmediği bir hanımından olan çocuklarını veya miras düşen diğer yakınlarını mirastan men etmesi haramdır ve büyük bir vebâldir. Zira Cenâb-ı Hakk her hakkı sahibine vermiş, çizdiği bu sınırı aşmamalarını kullarına emretmiştir; ölüm hak, miras helâldir. İslâmiyet vârise vasiyeti menettiği gibi, ana veya babanın sağlığında hibe yoluyla çocuklarına farklı şeyler vermelerini de men etmiştir.

Hadis-i şerifte:

*Çocuklarınıza eşit davranın.*” buyuruluyor. (Buhâri)

Hakk Celle ve Alâ Hazretleri şöyle buyuruyor:

*Çocuklarınızın mirâstaki durumu hakkında Allah size şöyle emrediyor: Erkeğe iki kadın payı kadar pay vardır. Eğer çocukların hepsi kadın olup ikiden çok iseler, mirasın üçte ikisi onlarındır, şayet tek ise yarısı onundur.

Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birine terikeden altıda bir, eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris oluyorsa, anasına üçte bir düşer. (Kalan da babasının hakkıdır.)

Eğer ölenin kardeşleri varsa, o vakit altıda biri anasınındır.

Bu hükümler, ölenin borcu ödenip, yaptığı vasiyetler yerine getirildikten sonradır.

Babalarınızdan ve oğullarınızdan menfaatça hangisinin size daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz. Bu sehimler Allah tarafından tesbit edilip size farz kılınmıştır. Şüphesiz ki, Allah hakkıyla bilici, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir.* (Nisâ: 11)

•

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerimesinde buyurur ki:

*Erkekler kadınlar üzerine idareci, hâkimdirler. Çünkü Allah birini diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından kadınlara harcamaktadırlar. İyi kadınlar Allah’a itaatkâr olup Allah kendilerini koruduğu cihetle kocalarının gıyabında ırz ve namuslarını muhafaza ederler.

Fenalık ve geçimsizlik yaparlarsa önce onlara öğüt verin, uslanmazlarsa yataklarınızı ayırın. Yine dinlemezlerse hafifçe dövün. Size itaat ettikleri takdirde kendilerini incitmeyin. Çünkü Allah çok yücedir.* (Nisâ: 34)


Allah-u Teâlâ böyle buyurduğu halde Mehmet Nuri Yılmaza: *Kuranda erkeklere kadınları dövün diyor.* denildiğinde öyle bir şey olmadığını söyleyerek bu hükmü inkâr etmiştir ve kendi zannını hüküm yerine koymuştur.

•

Mehmet Nuri Yılmaza: *Kadınlarla tokalaşma* hususunda sorulduğunda, mahzuru olmadığını söylemiştir.

Halbuki Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şeriflerinde:

*Yabancı kadının eline dokunan, tokalaşan kişinin eline kıyamet gününde ateşten bir kor parçası konur.* buyuruyorlar. (Feth-ül kadir)
Başka bir Hadis-i şerifte ise:

*Herhangi birinin başına demir veya iğne batırılması kendisine helâl olmayan kadına dokunmasından daha hayırlıdır.* buyuruluyor. (Beyhaki)

Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- buyuruyorlar ki:

*Resulullah Aleyhisselâm kadınlardan sadece dilleri ile biat alırlardı, ellerini tutmazdı. Nikahı altında olmayan hiçbir kadına dokunmamıştır.* (Buhârî)

Çünkü Allah-u Teâlâ Âyet-i kerimesinde buyuruyor ki:

*Zinâya yaklaşmayın. Çünkü o hayasızlıktır ve çok kötü bir yoldur.* (İsrâ: 32)

Tokalaşma da el zinası sayılacağından, bu emr-i ilâhîyi de inkâr etmiştir.

•

*Onların bir çoğunu, kâfirleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendileri için öne sürdüğü şey ne kötüdür! Allah onlara gazap etmiştir ve onlar azap içinde ebedî kalacaklardır. Eğer onlar Allaha, Peygambere ve ona indirilene (Kurana) inanmış olsalardı, onları dost edinmezlerdi. Fakat onların çoğu yoldan çıkmış fâsıklardır. Andolsun ki insanların içerisinde, müminlere en şiddetli düşman olarak yahudileri ve Allah’a şirk koşanları bulursun.* (Mâide: 80-81-82)


Allah-u Teâlânın İlâhi Emrine Bir Bakın, Bir de Bunların İcraatlarına Bakın. Bunu Müslüman Yapabilir mi? Yapamaz! Bu Kadar Dostluk Kurduğuna Göre, Meğer O da Onlardanmış!



•

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerimesinde:

*Bir zikir olan Kuranı biz indirdik. Elbette onu biz koruyacağız.* (Hicr: 9)

Buyurarak Kelâm-ı kadîmini kıyamete kadar koruyacağına dair açık beyanı olduğu halde, Mehmet Nuri Yılmaz: *Siz Kuranı yeniden tercüme etmeyi ortaya koydunuz.* şeklinde sorulan soruya müçtehidleri suçlayarak: *Kuranı çağa göre tercüme edeceklerini* söylemiştir.

Bunlar kendilerini müçtehid yerine koyuyorlar. Bunlarınki içtihad değil, ifsadtır.

Müçtehid kim, bunlar kim? Oysa Kuran-ı kerimin hükmü kıyamete kadar bâkidir. Bunlar din-i mübini ifsad etmek ve Hazret-i Kuranı aslından çıkarmak için vazifelidirler.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerimesinde:

*Onlar, Allahın nûrunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Halbuki kâfirler istemese de Allah nûrunu tamamlayacaktır.* buyuruyor. (Saff: 8)
Bu beyanlarımıza diyeceğiniz bir itirazınız var mı? Eğer varsa Âyet-i kerime ile cevap verin, zira önünüze sunduğum hep ilâhî kelamullahtır.

•

Üsâme -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyururlar:

*Kıyamet günü bir kişi getirilip cehenneme atılır. Bağırsakları karnından dışarı fırlar ve o haliyle değirmen döndüren merkep gibi döner. Cehennem halkı onun yanına toplanır da --Ey filân! Bu ne hal? Sen bize iyiliği emredip, kötülükten alıkoymaya çalışmaz mıydın?-- derler. O da --İyiliği emrederdim de kendim yapmazdım, kötülükten vazgeçirmeye çalışırdım da onu kendim yapardım.-- cevabını verir.* (Buhârî, Tecrîd-i sarîh: 1351)
Hakikat Dergisi
Ekleme Tarihi: 25.05.2004 - 09:54
Bu mesajı bildir   zum Anfang der Seite
Sehadetgülü su an offline Sehadetgülü  
Esselamünaleyküm Alıntı yaparak cevapla

311 Mesaj -

Kayıt Tarihi: 30.12.2003
En Son On: 11.05.2008 - 23:07
Cinsiyeti: Bayan 
ALLAH razi olsun,

ya bu konuda hic kimsenin digecek bir seyi yokmu???

arkadaslar mesajlarinizi bekliyorum bence önemli bir konu!!!!

ALLAH yar ve yardimcimiz olsun...

ALLAH a emanet olunuz

vesselam
Ekleme Tarihi: 28.05.2004 - 22:10
Bu mesajı bildir   Sehadetgülü üyenin diğer mesajları Sehadetgülü`in Profili Sehadetgülü Özel Mesaj Gönder zum Anfang der Seite
Gast Misafir-1234  
Diyalog Misyonerliktir. Alıntı yaparak cevapla

Misafir

Kayıt Tarihi: 12.12.2018
En Son On: 11.05.2008 - 23:07
Cinsiyeti: ----- 
DİYALOG MİSYONERLİKTİR


Prof. Dr. Haydar Baş, Mardinde düzenlenen Dinlerarası Diyalog toplantılarıyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, bu toplantıların Vatikan’ın misyonerlik çalışmalarının çağdaş versiyonu olduğunu ve bu tür oyunlara karşı dikkatli olunması gerektiğini söyledi

Baş, Mardinde düzenlenen Dinlerarası Diyalog toplantılarıyla ilgili çok önemli değerlendirmelerde bulundu. Dinlerarası Diyalog ve hoşgörü adı altında başlatılan çalışmaların amacını ve hangi boyuta vardığını anlatan Baş, hem geçmişten hem de yakın tarihten çok çarpıcı örnekler verdi.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümetinin, İçişleri Bakanı, Mardin Valisi ve Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı nezdinde temsil edildidiği Mardin’deki Dinlerarası Diyalog toplantılarının bir benzerinin Harran’da yapıldığını, bunu Abant toplantılarının takip ettiğini ve nihayet kısa bir müddet sonra organizasyonun ABD,ye taşındığını hatırlatan Baş, tarihi unutan ve hatırlamakta güçlük çekenler için bu organizasyonların ilk etapta kulağa ve göze hoş gelebileceğini söyledi.

Vatikanın 1. bin yılda Avrupayı, 2. bin yılda Afrikayı, Hıristiyan yaptık şimdi, 3. bin yılda Asyayı Hıristiyanlaştıracağız. Bunun için de çağdaş misyonerlik yöntemi olarak Dinlerarası Diyalog çalışmalarının benimsenmesi gerekir. sözlerini hatırlatan Baş şöyle konuştu:

--Bugün Mardinde yapılan Dinlerarası Diyalog toplantılarının nereden kaynaklandığını, hedefinin ne olduğunu kamuoyuna hatırlatmak isteriz.

Avrupada Hıristiyanlık, misyonerlik çalışmaları masum görüntülerle dünyanın her ülkesine pazarlanırken; başlangıç olarak gayet samimi bir hava yaratılmaya çalışılır.

Ancak hasıl olan netice, bu başlangıç gibi hoş ve samimi değildir.

Gidilen yerlerde iktisadi çıkarlar ön planda tutularak ve siyasi, iktisadi, hukuki katliamlar yapılarak medeniyetler yok edilir.

Mesela, Amerikaya keşif adı altında yapılan çıkarma, Hıristiyanlığı hakim kılmak adı altında İnka, Aztek, Maya medeniyetlerinin yok edilmesiyle, yani Kızılderililerin ortadan kaldırılmasıyla neticelenmiştir.

Endülüs, Avrupada asırlar boyu İslama mekan olmuş bir yerdir.

800 yıl ömür süren Endülüs İslam İmparatorluğunun halini gördükten sonra, bu hazin son, bugün dahi bütün İslam alemini ve Müslümanları düşündürmesi gerektiği muhakkaktır. Endülüs’te hukuki, iktisadi, zirai, siyasi vs. 800 yıl süren bir İslam medeniyetinin ardından bir tek Müslüman kalmaması anlatmak istediğimiz hadisenin çarpıcı bir faturasıdır.

Camiler kiliseye döndürülmüş ve Müslümanlar tamamen katledilmiştir.

Afrikada da durum bundan farklı olmamıştır.

Gayet masum görüntülerle Afrikaya uzanan misyonerler, bu bölgelerdeki yeraltı ve yerüstü kaynaklarını elde etmenin projesini hayata geçirmişlerdir.

Ve yine Ortadoğuda Arap–İslam aleminde faaliyet gösteren İngilizler tarafından yetiştirilip gönderilen binlerce misyonerin asıl gayesi ifsad etmek, toprağını ve halkını parçalayarak kendi emellerine ve iktisadi, siyasi gayelerine alet etmektir.

Ve netice de böyle olmuştur.--

İnançlar, medeniyetler çarpışıyor

Dünyada misyonerliğin hep bu yüzüyle insanlığa göründüğünü belirten Baş, misyonerliğin şimdi Oryantalizm, Diyalog gibi isimlerle ortaya çıkmasının başka bir tarzda izahının mümkün olmadığını söyledi.

Bugün asıl maksadın Anadoluyu parçalamak ve bu güzel toprakları kendi tasarrufuna almak olduğunu vurgulayan Baş şöyle devam etti:

--Bütün bunları özetledikten sonra deriz ki: dünyanın neresinde olursa olsun çeşitli maksat ve görüntülerle yapılan savaşlar, siyasi, iktisadi, hukuki boyutlarda da görünse netice itibariyle bu mücadeleler çarpışan inançların, kültürlerin ve medeniyetlerin farklı şekilde tezahürleridir.

O halde çatışan kılıçlar, kalkanlar, bombalar, tüfekler ve bunları kullanan eller haddizatında çarpışan inançların, kültürlerin ve medeniyetlerin sözcülerinden başka bir şey değildir.

İmparatorluk dönemlerimiz de dahil olmak üzere her dönemde hem dostumuz hem de fazla miktarda düşmanlarımız olmuştur.

Milletimizin kimliği ile uğraşıldığı dönemlerde görülmüştür ki Türk milletini zaafiyete uğratmak asıl gayedir.

Onun için her dönem ve devirde bizleri biz yapan değerlerimiz etrafında durmasını çok iyi bildik.

Zaten büyük millet olmanın vasfı da bu kıymetleri korumaya bağlıdır.

Nitekim devrin Fener Patriği Grigoryosun, Rus Çarı I. Aleksandra yazdığı ve Türklerin nasıl mahvedileceğine dair şu tavsiyeler dikkat çekmektedir:

-Türkleri madden ezmek ve yıkmak mümkün değildir.

Çünkü Türkler başka milletleri gurur ve ifrada sevkedecek zaferler önünde olduğu kadar her türlü ümitleri kaybedecekleri mağlubiyetlere ve felaketlere karşı sakin, sabırlı ve mukavemetli insanlardır...

Bu inanışları dinlerine bağlılıklarından, ananelerinin kuvvetinden ve başlarına olan itaat duygularından gelmektedir.

Türkleri evvela harici telkin ve fikirlerle bu inanç ve ananelerinden nasipsiz kılmak icap eder. Türkleri ancak böyle yıkmak mümkün olacaktır.--

Şimdi gelinen nokta nedir? Bunu çok iyi görmeliyiz. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin üzerinde doğu, batı, güney, kuzey komşularımızın tamamının hesabı vardır. Sizler her ne kadar şefkât ve merhamet elinizi uzatırsanız uzatın niyetler çok farklı olduğu için istediğiniz cevabı alamayacaksınız.

Bu vaziyet karşısında Türk milletine düşen vazife milli ve manevi bütünlüğünü korumasını bilmek, birbiriyle sataşmadan kavga etmeden riya ve tefrikayı yok ederek, dost ve kardeş olmaktır.--

Kaynak : YENİ MESAJ GAZETESİ
16-05-2004 tarihli ana haber



HOŞGÖRÜLENLER, HORGÖRÜLENLER

Türkiyede -hoşgörü ve diyalog- havariliği yapan Zaman ve STV grubunun hoş görüden ne anladıklarını, engin hoş görülerinin kimleri kapsadığını gösteren bir sahneye şahit olduk.

STV nin pazar sohbetinde Gülerce efendi konuklarına gülücükler dağıtıyor. Konu tabii ki sıcağı sıcağına Mardin toplantısı. Haç ile hilalin, çan sesi ile ezan sesinin ne kadar da birbirlerine yakıştığından dem vuruluyor, İbrahimi esintiden söz ediliyor, bir fetih kabul ettikleri bu buluşmanın dünya barışına sağlıyacağı katkının çapına dair sorular dolaşıyor ortada.

Vatikan din devletinin Türkiye temsilcisi ve Fetullah Güleni papa ile buluşturan Maroviçde orada. Her cümlesine -Fethullah Gülen hocaefendimiz- diye başlıyor ve devam ediyor. Yine İstanbul Yahudi cemaatini temsilen bir kişi, Zaman gazatesi yazarlarından Ali Bulaç ve Marmara İlahiyat Fakültesi Öğretim üyelerinden Ömer Faruk Harman STV stüdyolarındalar. Herkese ikişer defa söz verildiği halde Ömer Faruk Beyin uzun zaman hep dinleyici durumunda kalması dikkatlerden kaçmadı. Hayli zaman sonra söz verilince Ömer hoca, Irakta sürmekte olan katliamlardan, cinayetlerden ve insanlıktan zerre kadar nasibi olan herkesin kanına dokunacak işkencelerden bir–iki cümle bahsetti ve daha Filistindeki katliamlara geçmeden Gülerce’nin güler yüzü ekşidi, değişti, renk değişikliğine uğradı ve -şimdi o konulara girmeyelim- diyerek derhal müdahale etti.

Belli ki Ömer Faruk Harman, on yıldır hoşgörü havariliğine soyunmuş bulunan bir televizyonun stüdyosunda ve -he- demeden hoşgörü anlayan sunucunun programında pek de hoşa gitmeyecek sözler sarfetmişti. Irakta haçlılar tarafından oluk oluk müslüman kanı akıtıldığını, müslüman kadınların, kızların namuslarının yine hıristiyanlarca kirletildiğini ima etmenin zamanı mıydı şimdi? Zaman gazetesi bir gün önce haç–hilal ve siyon yıldızını gösteren fatoğrafı manşetine taşımıştı.

Mardinde aynı anda çan çalındığını ve ezan okunduğunu ballandırarak yazmıştı. Böyle bir ortamda, Ömer hoca, ikiz kulelerden, 11 Eylül’den, Amerika’nın mağduriyetinden söz etseydi kaşlar çatılmayacak, sözü de ağzına tıkılmayacaktı.

Neyse ki, söz hakkı yine az önce bırakmış olan Maroviçe verildi. O hep cebinde taşıdığı ve her fırsatta her yerde okuduğunu söylediği bir cümle nakletti Fethullah Gülen Hocaefendisinden. Yaklaşık olarak şöyle demiş hocaefendi: -Allah inancı olan herkese, Muhammede iman şartı aramadan merhamet nazarı ile bakmak lazım.- Maroviç, bu cümlenin ne kadar kapsamlı kuşatıcı bir cümle olduğunu söylerken oldukça keyifliydi ve hiç bir müdahale görmedi.

Yahudi temsilcisi ise, hoşgörü ve diyalog çlaışmalarını Türkiye için bir şans olduğundan, iyi değerlendirilmesi gerektiğinden söz etti.

Bir kaç turdan sonra, sonlara doğru Ömer Faruk hocaya söz sırası gelince o yine dosdoğru bir şeyler söylemeye çalıştı. Osmanlı ceddimizin Yahudilere kucak açtığını, İstanbul’un Fethi ve diğer şehirlerin fethi sırasında oralardaki hıristiyanlara ne kadar hoşgörülü davrandığı, kendi tarihçilerinin ifade ettiğini söyledikten sonra şimdi hoş örü sırasının Yahudilere ve Hıristiyanlarda olduğunu söyledi ve hoşgörü bülbülü Gülerce tarafından horlanarak sözü yarıda kesildi.

Hani, hoşgörü için yola çıkmıştınız? Hoşgörü kültürünü her tarafa yaymak için Mardinleri, Urfaları dolaşıyordunuz?

Programınıza davet ettiğniz konuklarınızdan biri bazı doğruları söylemeye kalktı diye horlamalarınıza muhatap oldu ve iki sefer de sözü yarıda kesildi.

Bu yola girdiğiniz ilk günden beri yaptığımız gibi bugün de sizi Allah için ikaz ediyoruz; gittiğiniz yol, yol değil, tuttuğunuz iş iş değil. Hak ile batılı birbirine karıştırıyorsunuz. Cennet vatanımızda gözü olan aç gözlü emperyalist güçlerin oyuncağı, kirli planlarının aracı olmaktan gelin vazgeçin.

--Allah katında tek din İslamdır.--

Aziz KARACA 17-05-2004
http://www.yenimesaj.com.tr
Ekleme Tarihi: 29.05.2004 - 13:43
Bu mesajı bildir   zum Anfang der Seite
AskSairi su an offline AskSairi  
Alıntı yaparak cevapla

1376 Mesaj -

Kayıt Tarihi: 11.02.2003
En Son On: 02.04.2005 - 15:30
Cinsiyeti: Erkek 
KAFİRUN SURESİ SURESİ

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
De ki: "Ey kafirler." (1)

"Ben sizin taptıklarınıza tapmam." (2)

"Benim taptığıma siz tapacak değilsiniz." (3)

"Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim." (4)

"Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz." (5)

"Sizin dininiz size, benim dinim bana." (6)
Ekleme Tarihi: 29.05.2004 - 14:43
Bu mesajı bildir   AskSairi üyenin diğer mesajları AskSairi`in Profili AskSairi Özel Mesaj Gönder zum Anfang der Seite
Pozisyon düzeni - imzaları göster
Sayfa (1): (1)
önceki konu   sonraki konu

  Cevap ekle Kategori Seç:  
Sitemizde şu an Yok üye ve 153 Misafir mevcut. En son üyemiz: Skyer


Admin   Moderator   Vip   Üye ]

Hayırlı ömürler dileriz.    Bu üyelerimizin doğum günlerini tebrik eder, sıhhat ve afiyet dolu bir ömür dileriz:
keskinmetal (55), ErciYESli (54), necom (55), yüksel (48), mavi gözyasi (47), gültanem (45), princess_of_isl.. (26), emekli1 (59), nasi (50), cafer 74 (51), küçüksofi (33), nazim (), capon3 (54), mehmets424 (34), serhat69 (48), ahmetcik (), selina (30), ilkbahar40 (48), yalniz (41), abdurrahimf (50), gakkos23 (51), yaraligonul (35), çayhane (43), ebru58 (29), fugler (41), merve2004 (39), eros27 (32), KaR_BeYaZ (38), mcakr (43), medet (42), cancanem&yacute.. (37), muratkarahanli (48), yakomoz76 (42), Ibrahim AKBAS (44), imdat (49), Cennet_Sila_HH (37), i.vural (32), gece yolcusu (38), tuana652 (36)
24 Saatin Aktif Konuları
0

Copyright © ((( RAVDA.net )))  *  İrtibat   *   RAVDA Reklam Servisi   *   Tüm hakları saklıdır, izinsiz alıntı yapılamaz.
Sitemizde yayınlanan imzalı yazıların içeriğinden yazarları, forum ve yorumlardan ekleyen şahıslar sorumlu olup, kesinlikle sitemiz sorumlu değildir.
© by ((( RAVDA.net )))

Sayfa 0.75616 saniyede açıldı