0
Start Giriş Üye Ol üyeler ((( RAVDATe@m))) Arama
Toplam Kategori: 69 *** Toplam Konu: 30094 *** Toplam Mesaj: 148178
Forum Anasayfa » Arama Sonuçları

997 Sonuç - Yeni Arama
Sayfa (50): (1) 2 3 Devam >
Ekleyen Mesaj
Konu: Kadının mezarı neden daha derin kazılır?
yoktan su an offline yoktan  
...
1227 Mesaj -
Selamun aleykum kardeşim

Peygamber Efendimiz (asm): “Kabirlerinizi derinleştiriniz. Geniş tutunuz ve iyi yapınız”

buyurmuştur. Kadına özel bir hüküm yoktur. Erkek olsun, kadın olsun, kabirler mümkünse bir insan boyu derinliğe, yarım boy miktarı da genişliğe sahip olmalıdır. Bu mümkün olmadığında yarım boy miktarı derinlik de kifayet eder.

Kabrin derin olmasının hikmeti, cesedi yerin yüzeyinden mümkün mertebe uzak bulundurmak ve cesedi yüzeyden gelebilecek zararlardan korumaktır. Çünkü insan mükerrem olduğundan cesedi korunmalıdır

İbn-i Mace, Cenaiz, 41
Ekleme Tarihi: 18.09.2007 - 13:02
yoktan üyenin diğer mesajları yoktan`in Profili yoktan Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: ***RAMAZAN HATMİ***
yoktan su an offline yoktan  
..
1227 Mesaj -
Alıntı
Orijınalı hulyam

hasret can banada bir cüz verebilirmisin.mevlam şimdiden kabul etsin



25. cüzü size yazdım.

Selam ve dua ile
Ekleme Tarihi: 13.09.2007 - 12:14
yoktan üyenin diğer mesajları yoktan`in Profili yoktan Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: ***RAMAZAN HATMİ***
yoktan su an offline yoktan  
***RAMAZAN HATMİ***
1227 Mesaj -


selamun aleykum


Ramazan ayı münasebetiyle düzenli olarak devam eden hatmimizden ayrı olarak yeni Ramazan hatimleri yapılacaktır. Sizlerin katılımı ile ne kadar çok hatim yapabilirsek Ramazan ayının feyzinden ve bereketinden o kadar istifade ederiz inşaAllah.



Ramazan Hatimlerimize dostlarımızı bekliyoruz..


gül gül gül


selam ve dua ile



Ekleme Tarihi: 09.09.2007 - 10:58
yoktan üyenin diğer mesajları yoktan`in Profili yoktan Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: (( Hasret Yoktan ve Meryem ))
yoktan su an offline yoktan  
...
1227 Mesaj -
Selamun aleykum..

Rabbim o güzel dualarinizdan ve dilekleriniden razi olsun...

Insaallah isteyen herkese bu güzelligi nasip etsin Rabbim.

Selam ve dua ile..

Bu güller gül gül gül meryem bebekten abilerine ve ablalarina....

Ekleme Tarihi: 20.08.2007 - 12:09
yoktan üyenin diğer mesajları yoktan`in Profili yoktan Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: Bayanların kaş aldırması
yoktan su an offline yoktan  
...
1227 Mesaj -
Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)'in lânetine kaş aldıran ve alanlar da dahildir. (Ebû-Dâvûd, Teraccul, 5; Buhâri, Libâs, 82, 84; Müslim, Libâs, 120.)

Kaş aldırmak, kaşın kıllarını yolarak iyice inceltmek ve kaşı yukarıya almak sûretiyle yapılmaktadır. Bu, hilkati değiştirme mahiyetindedir. (Bazı hanbelîler bunu tenzihen mekruh sayarlar.)

Ancak kadının yüzünde biten kılları aldırması ve kocasının izniyle normal makyaj yapması bir kısım İslâm ulemasınca caiz görülmüştür. (İmam Nevevi de caiz görenler arasındadır. İbn Hacer, Fethu'l-Bârî, Kahire, 1959, C. XII, s. 500.)

Cenab-ı Hak her insanı ayrı bir güzellikte yaratmıştır. Birlik mührünün açıkça okunduğu insan simasındaki güzellik, fıtrî ve tabiî olanıdır. Bunu muhafaza etmek, sahip olduğu özellik ve güzelliklere şükredip, Allah'ın uygun görüp ihsan ettiği kadarına razı olmak kulluğun bir derecesi ve işaretidir.

Bunun için hayatî ve zarurî bir maslahat yoksa, vücutta bulunan mevcut durumu değiştirmeye gitmemek lâzımdır. Çünkü böyle rast gele yapılan bir tasarruf insanı ağır bir mes'uliyet altına sokabilir.

Bir zaruret yokken insan bedeni üzerinde yapılan değişiklikleri şiddetle yasaklayan Peygamberimiz (a.s.m.), başına ilâve saç takana, cildine dövme yapana ve yaptırana, güzelleştirmek maksadıyla dişini inceltip seyrekleştirene, kaş ve kirpiklerini yolan kadınlara, Allah'ın yarattıklarını değiştirdikleri için ilahi rahmetten uzak kalmış olacaklarını bildirmiş ve ikazda bulunmuştur.

Fıkıh alimleri bu hadisten hareket ederek yüzünde sakal ve bıyık biten kadının onları gidermesinin caiz olacağını; ancak kaşları inceltmenin, tabi şeklinden çıkarmanın, kirpikleri düzeltmenin veya takma kirpik kullanmanın caiz olmadığını belirtirler. Çünkü diş, kaş ve kirpik birer aza mesabesindedir. Aslında olmayıp sonradan biten yüzdeki kıllar ise bu sınıfa girmediğinden, kadının bunları gidermesin de bir mahzur görülmemektedir. Aynı şekilde kadının bacağındaki kılları gidermesinde de bir mahzur yoktur. Çünkü bu kaş gibi bir uzuv mesabesin de değildir.

Fıkıh kitaplarına baktığımızda şu hükmü görmekteyiz:

– Kadını çirkinleştiren yüzdeki tüyler alınır. Erkeklerde görülen sakal, bıyık gibi şeylerin kadınlarda görülmesi halinde; alınması câizdir.

“İbn-i Âbidin, sakal ve bıyığın kadında fıtrat olmadığını, bu sebeple (eğer çıkarsa) kesilmesinin (müstehab) olacağını beyan etmiştir!

Bu kılları gidermenin en uygun yolu tıraş olmak değil, ağda, pudra veya benzeri tıbbî şeylerle yolmaktır.” ( Kadın İlmihali, Mürşide Uysal, s. 370)

Anlaşılan odur ki, dindar hanımın kendini beyine karşı cazip duruma getirmesi müstehabdır. Beyini yabancıların cazibesinden korumuş olma hikmeti de vardır bunda.
Ekleme Tarihi: 23.06.2007 - 08:31
yoktan üyenin diğer mesajları yoktan`in Profili yoktan Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: Themenicon arkadaslar bişi sorucaaaaaaam
yoktan su an offline yoktan  
...
1227 Mesaj -
Hayırdır ins. kardeşim..
Ekleme Tarihi: 19.06.2007 - 13:55
yoktan üyenin diğer mesajları yoktan`in Profili yoktan Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: KADINLAR SAÇINI TOPUZ YAPABİLİRMİ?
yoktan su an offline yoktan  
...
1227 Mesaj -
Selamun aleykum kardeşim..

Saçların topuz yapılarak bağlanması caiz değildir. Bu konuda hadislerde bu tür bağlamalar deve hörgücü ifadisiyle anlatılmakta ve bu şekilde bağlamanın caiz olmadıgı dile ağır bir ifade ile dile getirilmektedir.

Ancak ense kısmında topuz yaparak namaz kılınabilir.

"Ümmetimin son dönemlerinde giyimli, fakat çıplak birtakım kadınlar olacaktır. Bunların başlarının üstü deve hörgücü gibi bulunacaktır. Ancak onlar cennete giremez, cennetin kokusunu bile alamazlar." (Ebu Davud Libas 125, Cennet 52)

Selam ve dua ile


Bu mesaj 1 kez ve en son yoktan tarafından 21.06.2007 - 08:08 tarihinde değiştirilmiştir.
Ekleme Tarihi: 19.06.2007 - 08:15
yoktan üyenin diğer mesajları yoktan`in Profili yoktan Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: bazı hallerde!!
yoktan su an offline yoktan  
1227 Mesaj -
Hayızlı kadınların cami ve mescitlere girmesi haramdır. Bu tahrim sadece âdet gören ve loğusa olan kadına has değil, cü­nübün de girmesi haramdır. İster oturmak için, ister bir kapısından girip diğer kapısından çıkmak için olsun farketmez. [1>Ancak yol mescidin içinden geçiyorsa, o takdirde cünübün geçmesine ce­vaz verilmiştir.

Cami'den başka yerde bulunmazsa, o takdirde su almak için âdet görme halindeki kadının veya loğusanın ya da cünübün câmi'a girmesine de cevaz verilmiştir.

Bunun gibi cünüp, âdet gören kadm ya da loğusa canavar veya hırsızdan ve soyguncudan ya da şiddetli soğuktan korkar, başka da sığınacak yer bulamazlarsa, o takdirde câmi'a girip oturmaları caiz olur. Ancak mabede hürmeten teyemmüm etmeleri uygun bir dav­ranış olarak nitelendirilmiştir.[2>

— Bu konuda câmi'in damına çıkılır mı?

Cünüp, aybaşı halindeki ya da loğusa kadın camiin damına çı­kıp oturabilirler mi? Fakihlerin çoğuna göre, camilerin damı cami'lerin içinin hükmünü taşır. Nasıl içine girmek haramsa, damına da çıkıp oturmak öylece haramdır.[3>

Cenaze ya da bayram namazı için tahsis edilen yerlerin hükmü nedir?

En sahih kavle göre, bu yerler cami' hükmü taşımaz. Bu neden­le cünübün, ayhali ya da loğusa kadının bu yerlere girmesi haram değildir.[4>

[1> Münyetul-Musalli - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[2> Tatarhaniyye - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[3> Cevhere-i Neyyire - Fetâvâ-yi Hindiyye.

[4> Bahrirâik - İbn Nüceym - Fetâvâ-yi Hindiyye.

Selam ve dua ile...
Ekleme Tarihi: 05.06.2007 - 08:22
yoktan üyenin diğer mesajları yoktan`in Profili yoktan Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: Themenicon KOLAY MIDIR ŞEHİTLİK ?
yoktan su an offline yoktan  
...
1227 Mesaj -
aleykum selam kardeşim..

Herşyin en iyisini bilne Allah'tır. Biz kişin ahirette ne ile karşılacağını bilemeyiz. Belli şartları yerine getirmiş iman ehl-i bir kişi şehitlik mertbesini kazanabilir. Bize düşen o kişi şehitmdir değil mdir tartışmasına girmek değildir. En doğrusunu Allah bilir deyip dua etmektir.

Rabbim inşaAllah cümlemize şehitlik mertebesini nasip eder.

****

Şehitlik ile ilgili geniş bilgi. Okumak isteyenler için.

Şehitlik

1-Şehid Kimdir?

Allah yolunda canını feda eden bir müslümana şehid denir.

Şehidlik, İslâm'da en büyük mertebedir. Şehidlerin Allah katında kadir ve kıymetleri pek yücedir. Âhirette en büyük rütbenin Peygamberlikten sonra şehidlik olduğu belirtilmiştir. Bunun içindir ki, şehidlerin üzerlerinde bulunan kul hakkından başka bütün günah ve kusurları Allah tarafından afvedilmektedir. Âyet-i Kerîme'de şehidlerle ilgili şöyle buyurulur: "Sakın Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanma! Doğrusu onlar Rableri katında diridirler ve Cennet meyvelerinden rızıklandırılırlar. Onlar Allah'ın kendilerine verdiği ihsandan (şehidlik rütbesinden) dolayı neş'eli haldedirler." (Âl-i İmrân, 169-170). "Allah yolunda öldürülmüş olanlar için ölüler demeyiniz. Belki onlar diridirler. Fakat siz anlamazsınız." (el-Bakare, 154). Hadîs-i şerîflerde ise şöyle buyurulur: "Cennete giren hiçbir kimse, dünyadaki her şey'in kendisinin olması karşılığında dünyaya dönmek istemez. Yalnız şehid olan, kavuştuğu şehidlik rütbe ve nimetlerinden dolayı dünyaya dönüp 10 kere daha öldürülmeyi temenni eder..."

Böyle büyük ve ulvî makam ve yüce rütbeye her müslüman kavuşmayı cân ü gönülden arzu eder, bütün varlığıyla Allah'tan temenni ve niyazda bulunur. Ancak kalbinde küfür ve nifak bulunanlardır ki, böyle yüce bir nailiyete kavuşmak azim ve şevkinde bulunmazlar. Hadîs-i şerîf'te şöyle buyurulur: "Şehâdete nailiyeti Allah Teâlâ'dan sıdk ile isteyen kimseyi, Allah şehidler mertebesine ulaştırır. Velev ki döşeğinde vefat etsin." Allah'ın rahmetinin genişliği ne kadar büyük...

2-Şehîd-i Kâmil Kime Denir?

Hem dünya hem de âhiret itibariyle şehid sayılan kimselere, şehîd-i kâmil denir. Bunlar muharebede öldürülenler, yahut âsiler, eşkıyalar, anarşistler veya evinde hırsızlar tarafından gadren ve zulmen öldürülen kimselerdir. Bir müslümanın şehîd-i kâmil sayılabilmesi için 6 şart lâzımdır:
1 - Müslüman olmak.
2 - Akıllı olmak.
3 - Bâliğ olmak.
4 - Cünüp olmamak, hayız ve nifas hâlinde bulunmamak.
5 - Vurulmanın akabinde hemen ölmüş olmak. Vurulduktan sonra, ölmeden önce, yeyip içer, tedavi görürse, vurulduğu yerden başka tarafa taşınırsa veya üzerinden bir namaz vakti geçecek kadar yaşarsa, kâmil şehidlik kısmından çıkar. Uhrevî şehîd olur.
6 - Öldürülmüş olmasından dolayı, öldüren kimseye kısas icab etmek. Yani, kasden öldürülmüş olmak. Hatâen öldürülme durumlarında, katile kısas vâcib olmadığı için, maktûl şehîd-i kâmil kısmına girmez. Şehîd-i kâmiller, yıkanmadan kanlı elbiseleri ile gömülürler. Hz. Ömer ile Hz. Ali'de bu şartlardan biri bulunmadığı için yıkandılar; Hz. Osman ise, yıkanmadan gömüldü.

3-Şehîd-i Uhrevî Kime Denir?

Dünya itibariyle şehid sayılmayan, yani, yıkanıp kefenlenmiş olarak gömülen, fakat âhirette şehid muamelesi gören kimselere şehîd-i uhrevî denir. Şehîd-i kâmil olmanın şartlarından birini kaybeden kimseler, bu kısma girerler.

Bundan başka şu kimseler de âhiret şehîdi sayılır:
* Suda boğulanlar.
* Ateşte yananlar.
* Enkaz altında kalanlar.
* Veba gibi bulaşıcı bir hastalıktan ölenler.
* Sıtma gibi ateşli hastalıktan ölenler.
* İlim yolunda ölenler.
* Ciğer hastalıklarından ölenler.
* Doğum sırasında veya lohusa iken ölen kadınlar.
* Baş ağrısından ölenler.
* Karın ağrısından ölenler.
* Ailesinin nafakasını helâlinden kazanmak için çalışırken iş kazasından ölenler.
* Cuma gecesi ölenler.
* Gurbet ilde vefat edenler.
* Akrep, yılan sokması gibi sebeblerle vefat edenler...

4-Şehîd-i Hükmî Veya Şehîd-i Dünyevî Kime Denir?

Bunlar münafıklardır. Bunların kalblerinde bulunan nifak emaresini sadece Cenâb-ı Hak bildiği için, dünya itibariyle şehid muamelesi yapılır. Çünkü bunlar, dış görünüşleri itibariyle müslümanlardırlar, fakat kalbleri itibariyle kâfir...

5-Şehidlerle İlgili Bâzı Hadîs-i Şerîfler:

"Malını müdafaada öldürülen şehiddir, ırz ve nâmusunu müdafaa ederken öldürülen şehiddir, nefsini müdafaada öldürülen şehiddir..."
"Şehidleri kanları ile sarın. Zira Allah yolunda açılan bir yara kıyâmet günü mahşere geldikte, o yara, rengi kan rengi, kokusu misk kokusu olarak kanar..."
"Şehidler cennetin kapısında, nehrin parlak zinetinde, yeşil çadırdadır. Sabah - akşam rızıkları Cennetten onlara gelir."
"Ma'rûfu emr ve münkeri nehiyden dolayı katledilen şehiddir."
"Kim Cuma günü vefat ederse şehiddir."
"Kim hayvanından düşüp ölürse o kimse şehiddir."
"Suda boğulan şehiddir, ateşte yanarak ölen şehiddir, gurbette garip ölen şehiddir, zehirli hayvan sokmasından ölen şehiddir, karın ağrısından ölenler şehiddir, bina yıkılıp altında kalarak ölen şehiddir, evinin üstünden (damdan) düşerek boynu kırılıp ölen şehiddir, üzerine büyük taş düşüp ölen şehiddir..."
"Din kardeşini müdafaada katlolunan şehiddir, mâsum olan komşusunu savunurken öldürülen de şehiddir..."
"Şehidin borçtan başka bütün günahları mağfiret olunur." (Müslim) Bâzı âlimler denizde şehid olmanın, kul borcuna dahi keffaret olacağını ileri sürmüşlerdir. "Şehid, ehl-i beytinden (aile ve akrabasından) 70 kişiye şefaat eder, şefaati kabûl edilir." (Ebû Dâvud, Tirmizî).
"Kıyâmet gününde 3 sınıf şefaat edecek: Peygamberler, sonra âlimler, sonra şehidler..." (Tâc)

Alıntı
Ekleme Tarihi: 15.05.2007 - 21:13
yoktan üyenin diğer mesajları yoktan`in Profili yoktan Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: Anneler gunu
yoktan su an offline yoktan  
...
1227 Mesaj -
Selamun aleykum

Anneler gününü kutlamanın dinen sakıncası yoktur. Hatta Annelerle çocukları arasında yakınlaşmaya ve sevgiye vesile olduğu için kişi böyle bir günde sevap ta kazanabilir. Bu bir sevgi vesilesidir. Anne babaya her zaman gerekli değer ve hürmetin gösterilmesi gerekir.

Senenin tek gününü Anneler Günü ilan etmek belki bir yabancı âdetidir. Ama tümüyle de Islam’a aykırı düşen bir yabancı âdeti de değildir. Belki, eksik bir âdettir. Çünkü Islam, senenin tek gününü değil belki hayatın tüm günlerini Anneler Günü olarak ilan eder. Bu itibarla, dışarıdan gelen her şeyi yabancıdan geldiği gerekçesiyle hemen reddetmek yerine, Islam’a uygun olup olmadığını incelemek, uygun yanı varsa almak, yoksa uygun hale getirerek düzeltip ıslah etmek gerekir diye düşünmek yanlış olmasa gerektir.

Anneler Günü, çocuğun yaş günü, hanımla beyin evlilik yıldönümü... gibi daha ziyade dışarıdan gelme yabancı âdetler, aslında iyiliklere vesile yapılabilecek âdetlerdir. Bunların içeriğini Islam’a göre düzenleyip uygulamakta mahzur olmaz...

Mesela Anneler Günü’nde annelerin elleri öpülüyor, yaşlıların gönülleri alınarak memnun kılınıyorsa.. yaş gününde çocukların sevinecekleri bir doğum günü toplantısıyla arkadaşlarıyla mutlu olmaları sağlanıyorsa, evlilik yıldönümünde taraflar geçmişi bir daha hatırlıyor, aradaki sevgi, saygıyı yenileme imkanı buluyor, komşular bu vesilelerle bir araya gelerek kaynaşmalar söz konusu oluyorsa.. neden bunlar yabancılara aittir denerek hemen reddetme mecburiyeti duyulsun?

Islamî hayat zevksiz, neşesiz ve eğlencesiz değildir. Sınırı aşmamak, ölçüyü taşmamak, israfa ve harama girmemek şartıyla Islamî hayatın da zevki, eğlencesi ve neşeli toplantıları olacaktır elbette. Nitekim Efendimiz (sas) Hazretleri’nin doğumunu senelerdir kutluyoruz. Bu vesile ile toplantılar yapıyor, hayırlara vesile kılıyoruz. Kimse de Islam’da doğum günü kutlaması yoktur demiyor. Çünkü harama değil hayra vesile kılınıyor, günah değil sevaplar işleniyor...

Bazılarındaki gibi yabancılardan gelen her şeyi hemen sahiplenmek nasıl yanlışsa, hemen karşı olmak da öyle yanlıştır. Doğru olanı, önce bir incelemek, faydalı olanı almak, zararlı olana karşı olmak... Islam’ın bize makul telkini budur. Bu konuda Efendimiz’den (sas) fevkalade değerli ve düşündürücü muhteşem bir hatıra bize ışık tutup rehberlik etmektedir...

Sahabenin ileri gelenlerinden Temimdari, Şam’daki Hıristiyanların kullandıkları zeytinyağı ile yanan bir kandili getirip Resulüllah’ın Mescidi’nin tavanına asmıştı. Görenler ‘Resulüllah’ın Mescidi’ne Hıristiyanların kilisesinde kullandıklarını mı asıyorsun?’ gibilerden sitemde bulunmuşlardı. Müslümanlar o günlerde mescidi aydınlatacak kandili bilmiyorlardı. Yaktıkları hurma yapraklarıyla aydınlatıyorlardı mescidi. Akşam namazında mescide gelip de bir çanak içindeki yanan fitilin külsüz dumansız etrafı aydınlattığını gören Efendimiz (sas) Hazretleri tebessüm ederek sordu:

- Kim getirdi bunu mescidimize?

- Temimdari, Şam’daki Hıristiyanlardan alıp getirdi... dediler. Herkes bir azarlama beklerken O’nun eşsiz iltifatı şöyle oldu:

- Temimdari! Sen bizim mescidimizi aydınlattın, Allah da senin kabrini aydınlatsın.

Daha çarpıcı açıklamada da bulundu:

- Faydalı şey Müslüman’ın cebinden düşürdüğü malı gibidir. Nerede, kimde bulursa hemen sahip çıkıp alır. Yeter ki o şey faydalı olsun, içeriğinde haram ve günah bulunmasın... Hıristiyan’dan alınan böylesine faydalı bir kandil örneği varken, yabancıdan gelen âdetler alınır mı alınmaz mı diye sorulmaz bile. Belki yabancıdan gelen bu âdetler faydalı mı değil mi diye incelenir. Faydalı ise cebinden düşürdüğü kendi malı gibi sahip çıkılır, zararlı ise karşı konur, uzak durulur...

Mescid-i Saadet’e asılan bu kandil örneği, Islam’ın çağdaş anlayışını anlatan muhteşem bir misal olarak ufkumuzda asılı durmaktadır... "

Alıntı:Ahmed Şahin
Ekleme Tarihi: 15.05.2007 - 21:08
yoktan üyenin diğer mesajları yoktan`in Profili yoktan Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: merhaba size bir sorum var
yoktan su an offline yoktan  
...
1227 Mesaj -
Selamun aleykum

Peygamber(sav)i rüyada görmek

Rüyada Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselamı hakiki şekliyle gören, muhakkak Onu görmüş olur. Çünkü şeytan Onun şekline giremez. Fakat şeytan başka şekle girip görünebilir. Resulullah efendimizi tanımayan kimsenin, bunu ayırması kolay olmaz.

Bazı âlimler de, (Peygamber efendimizi değişik şekilde görmek, yine Onu görmek olur. Fakat bu, o kişinin dindeki noksanlığına alamettir. Peygamber efendimizi rüyada gerçek şekliyle gören ve mümin olarak ölen herkes Cennete gider) buyurmuşlardır.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Beni rüyada gören, gerçekten beni görmüştür. Ben her surette görünürüm.) [Deylemi]

(Beni rüyada gören, gerçekten beni görmüştür. Çünkü şeytan benim şeklime giremez. Ebu Bekri Sıddıkı gören de, gerçekten onu görmüştür. Şeytan onun da suretine giremez.) [Hatib]

(Beni rüyada gören, uyanıkken görmüş gibidir.) [İbni Mace]

(Beni rüyada gören, Cehenneme girmez.) [İbni Asakir]

Abdülgani Nablüsi hazretleri buyuruyor ki:
İbni Sirin'e göre, rüyayı gören, Resulullahı vefatı zamanında bulunduğu şekil üzere görmüşse hakikaten onu görmüş demektir. İbni Arabi hazretleri gibi bazı âlimler ise, (Resulullahı hayatta bulunduğu şekilde görmek şart değildir) dedi. Resulullahı bilinen sıfatları üzere görmek, bizzat Peygamber efendimizi görmektir. Bilinen sıfatlardan başka şekilde görmek, Resulullahın misalini idrak etmektir.

Peygamberlerin cesetleri yer değiştiremez. Bundan dolayı Peygamber efendimizi bulunduğu surette görmek, Onun hakikatini idrak etmektir. Vasıflarından başka bir şekilde görmek ise, misalini idrak etmektir.

Kadi İyad'a göre, Resulullahı bilinen sıfatından başka bir şekilde görenin rüyası tevile, tabire muhtaçtır. İmam-ı Nevevi ise, (sahih olan rüyayı gören her iki surette de Resulullahı hakikaten görmüştür. İster bilinen sıfatı üzere, isterse bilinen sıfatından başka bir surette görsün) dedi.

Resulullahın gençlik, orta yaşlılığı ve ihtiyarlık zamanlarında ve ömrünün sonunda olan bilinen suret ve sıfatlarından birisi üzerine görülen rüya tabire muhtaç değildir. Eğer bunlardan birisine benzemiyorsa, tabire muhtaç olur. Bunun için bazı tabircilere göre, bir kimse, Resulullahı yaşlı görse, selamete erişmeye; genç görse, bu kimsenin iyi hâlli oluşuna, şöhrete erişmesine ve onun düşmanına galip gelmesine delalet eder. Tebessüm ettiğini görse, rüya sahibinin sünnet-i seniyeye uyduğuna delalet eder.

Resulullahı kızgın bir şekilde görmek, o kimsenin hâlinin kötü olmasına delalet eder. Güzel bir surette görmek, rüya sahibinin dince güzelliğine, mübarek bedeninde noksanlık görmek, rüyayı görenin noksanlığına delalet eder. Çünkü Resulullah gayet parlak bir ayna gibidir ki, o aynaya bakan kendi şeklini görür.

Resulullahı böyle uygun şekillerde görmekte büyük faydalar vardır. Çünkü Resulullahı bu durumda görmekle rüyayı görenin durumu bilinir ve gafletten uyanır. Diğer peygamberleri de rüyada görmek böyledir. Çünkü şeytan, peygamberlerin ve melaikenin suretine giremez. Rüyada Resulullahı görenin durumu iyi ve gönlü şen olur. Eğer o kimse üzüntülü ve kederli ise, üzüntü ve kederinden kurtulur veya hapis ise hapisten çıkar.

Resulullahı görenler, muhasara altında veya kıtlık içinde iseler onlar bu gibi durumlardan kurtulur ve mazlum iseler zafere kavuşurlar. Eğer korku hâlinde iseler emin olurlar.

Resul-i ekremin kendisine teveccüh gösterdiğini veya bir şey öğrettiğini yahut namazında ona iktida ettiğini yahut Resulullahın güzel bir şey yedirdiğini veya layık bir elbise giydirdiğini, veya ona hayırlı dua ettiğini gören, iyilikle emreden ve kötülükten nehyeden kişi olur. Rüyayı gören âlim ise, ilmi ile amel eder. Abid ise, feyze kavuşur. Günahkâr ise, tevbe eder, kâfir ise, hidayete erer.

Rüya sahibi korku içinde ise, düşmanlarından emin olur. Kendisine şefaat edilir. Çünkü Resulullah efendimiz şefaat sahibidir.

Rüyada Resulullahı görmek, sözünde doğru ve vaadinde durmaya delalet eder. Bazen de büyük bir makama nail olur. Rüya sahibi yolcu ise ve kuraklık çekiliyorsa, yağmurun yağmasına delalet eder. Çünkü su bulunmayan yerde, Resulullahın mübarek parmakları arasından su akmış idi.

Resulullah bir yerde rengi değişmiş veya bir a'zası noksan görülürse, bu rüya o yerde dinin zayıflamasına ve bid'atin meydana çıkmasına delalet eder. Resulullahın üzerinde eski elbise görmenin tabiri de böyledir.

Resulullahın vefat ettiğini görenin kendi akrabasından şerefli bir zatın vefatına delalet eder. Eğer Resul-i ekremin bir yerde cenazesini görse, orada büyük bir musibet olur.

Resulullahın, kendisine dünya malından veya yiyecek ve içecek bir şey verdiğini gören, verilen şeyin şerefi nispetince erişeceği bir hayra delalet eder. Bir kimse rüyada onun mübarek elbiselerinden birini giyse veya Peygamber efendimiz kendisine elbisesini verse, o kimse mülke erişir. Fakir ise, zengin olur, bekârsa evlenir.

Resulullahın sürme çektiğini gören, dininde salih olur. Onun çok güzel olduğunu görmek, rüya sahibinin çok dindar olduğuna delalet eder. Resulullahı buğday benizli gören, heva ve hevesi terk eder, tevbe etmeyi tercih eder. Beyaz tenli olduğunu gören, Allah’a tevbe eder. Güzel amel yapar ve yolunu düzeltir.

Resulullahın sakal-ı şeriflerinin siyah olduğunu ve beyazlık bulunmadığını gören, sevinç ve büyük bir ucuzluğa kavuşur. Sakalına aklık karıştığını görenin kuvvetli oluşuna ve düşmanına galip gelmesine delalet eder.

Resul-i ekremi kendi mescidinde veya harem-i saadetinde gören, kuvvet, izzet ve yüceliğe erişir. Resulullahın kabri şerifini gören, zengin olur, hapis ise kurtulur. Kabr-i şerifi ziyaret ettiğini gören, büyük bir mala erişir.

Resulullahın peşinden yürüdüğünü görenin, sünnete uyduğuna delalet eder. Resulullahı ayakkabısız görse, rüya sahibinin cemaatla namazı terk ettiğinden, ona, cemaatla namaz kılması için emrettiğine delalet eder. Resulullahın mestlerini giydiğini görmesi, Resulullahın o kimseye Allah yolunda cihad yapması için emrettiğine delalet eder.

Resulullah ile müsafeha yaptığını görenin sünnet-i Resulullaha uyduğuna delalet eder. Resulullah kendisine rüyada hurma ve bal gibi güzel ve hoş bir şey ikram etse, Kur'an-ı kerimi ezberler ve ona verilen şey miktarınca ilim elde eder.

Peygamber efendimizin hutbe okuduğunu gören, iyilikle emir ve kötülükten nehyeder. Resulullahın kendisine bir şey verdiğini gören kimse, ilme nail ve hakka tâbi olur. Resulullahın kendisine verdiği şeyi almadığını görse, o kimse bid'at işler.

Resulullahı uzun boylu bir delikanlı suretinde görmek, insanlar içinde çıkacak fitneye delalet eder. Resul-i ekremi yaşlı bir şekilde görse, insanların afiyette olmalarına delalet eder. Resulullahın kendisine kızdığını veya kendisiyle mücadele ettiğini veya sesini onun sesinden daha fazla yükselttiğini görenin, dinde çıkaracağı bir bid'ate delalet eder. Resulullahın herhangi bir yerde vefat ettiğini gören, o sene orada vefat eder.

Peygamber efendimizi rüyada görmek için
Peygamber efendimizi rüyada hakiki şekliyle görebilmek için düzgün itikada sahip olmak, ibadetleri yapıp haramlardan kaçmak ve çok salevat-ı şerife getirmek lazımdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Cuma gecesi iki rekat namaz kılıp, her rekatta bir Fatiha, bir Âyet-el Kürsi, 15 İhlas okuyup selam verdikten sonra bana bin salevat okuyan, öteki Cumaya varmadan beni rüyada görür.) [Şir'a]

Hz.Ömer, (Bir mümin, Abher namazını kılıp da Resulullahı rüyasında görmezse, ben Ömer değilim. Yemin ederim ki, Allahü teâlâ, bu namazı kılanın işini görür, dilediğini verir, günahı ne kadar çok olsa da, hepsini affeder, ölürken susamaz, kabrine çiçekler döşenir. Kabrinden kalkarken de, başına keramet tacı konur) buyurdu. Hz. Ali de, (Resulullahı görmek istediğim zaman, Abher namazını kılarım) buyurdu.

Abher namazı, 4 rekatlık nafile bir namazdır. İkinci rekatta, oturulunca Ettehiyyatüden sonra salli barik okunur. Her rekatta bir Fatiha, on defa Kadir suresi okunur. Sonra rükudan önce, 15 defa Sübhanallahi velhamdülillahi ve la ilahe illallahü vallahü ekber tesbihi okunur, sonra rükuya varılır, rükuda 3 defa Sübhane rabbiyel azim dendikten sonra 3 defa yukarıdaki tesbih okunur. Sonra doğrulup, kavmede, yani ayakta iken aynı tesbih 3 defa daha okunur. Secdeye varılır, 3 Sübhane Rabbiyel a'ladan sonra, aynı tesbih 5 defa okunur. Daha sonra ikinci secdeye gidilir. İki secde arasında tesbih okunmaz.

Diğer 3 rekat da böyle tamamlanır. Selamdan sonra konuşmadan Kadir suresi on defa okunur. Sonra aynı tesbih 33 defa okunup Cezallahü Muhammeden anna ma hüve ehlühü denir.

Resulullah efendimizi rüyada gören müslüman, ölene kadar o hâlini muhafaza ederse Cennetliktir.

Alıntı
Ekleme Tarihi: 15.05.2007 - 21:05
yoktan üyenin diğer mesajları yoktan`in Profili yoktan Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: lütfen çok acil cevap...
yoktan su an offline yoktan  
...
1227 Mesaj -
Cevap için bakınız

Cevap

Selam ve dua ile
Ekleme Tarihi: 09.05.2007 - 11:05
yoktan üyenin diğer mesajları yoktan`in Profili yoktan Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: selamun aleykum
yoktan su an offline yoktan  
..
1227 Mesaj -
Özel sorularınız için rehberlik bölümünü ya da özel mesajı kullanabilirsiniz.

***REHBERLİK***

***ÖZEL MESAJ***

Selam ve dua ile
Ekleme Tarihi: 09.05.2007 - 11:04
yoktan üyenin diğer mesajları yoktan`in Profili yoktan Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: KİMSE BENİ GÖRMÜYOR MU ACABA???
yoktan su an offline yoktan  
...
1227 Mesaj -
Selamun aleykum kardeşim..

Kusura bakmayın cevabınız biraz gecikti.

Sorunuza şuydu: Her kim kefenine cevşen-i kebir duasını yazdırır ve o kefenle defnedilirse, ateş ona dokunmaz ve kabir azabı çekmezmiş...

Öncelikle şunu ifade edelim ki kabir hayatı ile ilgili yazılan yazılar sözler belli rivayetlere dayanarak yazılan yazılardır. Kimse kabir hayatın nasıllıgını ve niceliğini kesin olarak bilememektedir.

Kabir azabı, kabrin cennet bahçesi ya da cehennem azabı kuyusu olması gibi durumlar kişin dünya hayatını nasıl geçirdiğine bağlıdır. Eğer kişi dünya hayatında Allahın rızasına uygun bir hayat yaşamadıysa ibadetler konusunda hassas değilse ölümden sonra da o kişin kabir hayatının cennet bahçesi olması beklenemez. tabi ki herşeyin en iyisini Allah bilir.

Kişi kabir azabının gerektiren günahları işlemiş ve tövbe etmeden ölümüş ise kefenine yazılan duaların ona bir tesiri olması beklenemez. Kişi öldükten sonra onun için yapılacak en güzel şey onun için dua etmek onun adına sadaka vermek olur. Yoksa kefenine duaları yazmak ya da bazı yörelerde adet olan şeyleri yapmak bir fayda etmez.

İnşaAllah sorunuza cevap olmuştur. Yine kafanıza takılan bri şey olursa tekrar sorabilirsiniz.

Selam ve dua ile
Ekleme Tarihi: 09.05.2007 - 11:01
yoktan üyenin diğer mesajları yoktan`in Profili yoktan Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: KİMSE BENİ GÖRMÜYOR MU ACABA???
yoktan su an offline yoktan  
...
1227 Mesaj -
Selam ve dua ile


Bu mesaj 1 kez ve en son yoktan tarafından 09.05.2007 - 11:02 tarihinde değiştirilmiştir.
Ekleme Tarihi: 09.05.2007 - 11:01
yoktan üyenin diğer mesajları yoktan`in Profili yoktan Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: Themenicon bebek kirklamasi
yoktan su an offline yoktan  
...
1227 Mesaj -
Selamun aleykum..

Dinimizde bu tür bir kırklama ya da benzeri şeyler yoktur. Bunlar gelenekten gelen şeylerdir. ve çoğu zaman dine uymayacak uygulamalar yapan kişilerde vardır.

Bu konularda hassas olmak gerekiyor.

Selam ve dua ile
Ekleme Tarihi: 28.04.2007 - 09:10
yoktan üyenin diğer mesajları yoktan`in Profili yoktan Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: yanlis birseymi yazdim
yoktan su an offline yoktan  
...
1227 Mesaj -
aleykum selam..

Est. yanlış bir şey sormadınız. her zaman burda olamıyoruz. Sorulara bilgimiz dahilinde fırsat buldugumuz ilk anda cevap yazmaya çalışıyoruz.

Bu konuda anlayışınızı istiyoruz.

Buyrun sorunuzun cevabı. Cevap

Selam ve dua ile
Ekleme Tarihi: 28.04.2007 - 09:07
yoktan üyenin diğer mesajları yoktan`in Profili yoktan Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: Themenicon size bir sorum olacak
yoktan su an offline yoktan  
...
1227 Mesaj -
aleykum selam

Dünya hayatı her anıyla bir imtihandır. Bu imtihan kimileri için varlıkla ve nimetlerle kimileri için yokluk ve bazı şeylerdem mahrum kalmakla olur. Ama ne olursa olsun her türlü durumda kişinin sabır ve şükür ile daim olup kullugunu yerine getirmesi gerekir.

Allah şu dünyada dermansız dert bırakmamıştır. Kişiye bir hastalık bir musibet geldiğinde ondan kurtulmanın yollarını aramalı ve Allah'ın insanlara sunduğu derman ve şifaları talep etmeli.

Bebek sahibi olamamakta bir hastalıktır. Ve eğer helal bir yoldan bunun çaresi şifası varsa bu helaldir ve şifa aramaktır.



Konu ile ilgili daha önce verilmiş bir cevap var.

Lütfen linke baknız.

Tüp Bebek

Selam ve dua ile
Ekleme Tarihi: 28.04.2007 - 09:04
yoktan üyenin diğer mesajları yoktan`in Profili yoktan Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: kefen hakkinda soru
yoktan su an offline yoktan  
..
1227 Mesaj -
KEFEN

Vefat eden erkek veya kadından her birinin bedenini örtmek için kullanılan kumaş parçası. Cenazenin kefenlenmesi farz-ı kifâye'dir. Bu farz yerine getirilmezse İslâm toplumu sorumlu olur. Kefenin gerekliliği hadis, icmâ' ve akıl delillerine dayanır.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Beyaz elbise giyiniz. Şüphesiz bu, elbiselerinizin en hayırlısıdır. Ölülerinizi de onunla kefenleyiniz" (Ebû Dâvud, Tıbb, 14, Libâs, 13; Tirmizî, Cenâiz, 18, Edeb, 46; Nesaî, Cenâiz, 38, Zîne, 97; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 247, 274, 328). Sıcak iklimlerde beyaz renkli giysinin, serin tutan, güneş ışınlarını kıran en uygun giysi olduğu bilinmektedir. "Ölülerin kefenlerini güzel yapın. Çünkü onlar kendi aralarında birbirlerini ziyaret ederler ve kefenlerinin güzelliği ile iftihar ederler" (Müslim, Cenâiz, 49; Tirmizî, Cenâiz 19; Nesaî, Cenâiz 37; İbn Mâce Cenâiz 12; Ebû Dâvud, Cenâiz; 30, Müsned, III, 295, 329, 349).

Rivâyete göre, Hz. Âdem vefat edince melekler O'nu yıkamış, kefenlemiş ve defnettikten sonra, çocuklarına şöyle demişlerdir: Bu, sizin ölüleriniz için bir sünnettir (el-Kâsânî, Bedâyîu's-Sanâyi', Beyrut 1402/1982, I, 306).

Kefenin güzel yapılmasından maksat, beyazlığı ve temizliği, ölülerin kefenleriyle övünmelerinden kastedilen ise, sünnete uygun olduğu için sevinmeleridir. Burada pahalı kumaş kastedilmemiştir. Çünkü İslâm'da israftan kaçınmak bir esastır. Diğer yandan Hz. Peygamber; "Kefende pahalıya kaçmayın, çünkü o, çabucak soyulup gider" (Ebû Dâvud, Cenâiz, 31) buyurmuştur.

Kefen, cenazenin sosyal ve ekonomik durumuna göre; sünnet, kifâyet veya zarûret miktarlarında olmak üzere üçe ayrılır.

1. Sünnet miktarı kefen: Erkek için; izâr, gömlek ve sargıdır. Kadın için ise; izâr, başörtüsü, sargı ve göğüsleriyle karnını bağlamak için kullanılan bir bez ve gömlek (dır') olmak üzere beş parçadır.

"İzâr"; vücûdu tepeden tırnağa saran parçadır. "Gömlek"; boğazdan ayaklara kadar olan yakasız ve kolsuz giydirilen elbisedir. "Sargı"; cenazeyi sarmak için kullanılan izardan daha uzun parçadır. Cesedin üst ve alt kısımlarından bağlanır. Kadına mahsus olan "dır"' gömlekle (kamîs) eş anlamlı ise de, kadının gömleğinin göğüse, erkeğinkinin ise omuza kadar yarılacağı belirtilmiştir (İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr, İstanbul 1984, II, 202).

2. Kifâyet miktarı kefen: Erkek için kefenin yetecek en az miktarı izâr ve sargı olmak üzere iki parçadır. Çünkü sağlığında giydiği en az elbise budur. Tek parça elbise ile namaz kılmak mekruh olduğu gibi, tek parça kefen de mekruhtur. Kadının en az yetecek kefeni ise iki elbise ile bir baş örtüsüdür. Bundan azı mekruhtur.

3. Zarûret miktarı kefen: Erkek ve kadın için zarûret hâlinde kefenin en azı bütün bedeni örtecek kadar olmasıdır. Bu da mümkün olmazsa başkalarından kumaş istenir. Çünkü bundan aşağısı, yok hükmündedir. Bütün bedeni örten kefenle, yükümlülerden farz düşer. Ancak zarûretler kendi miktarlarınca takdir olunur. Özellikle kıtlık, darlık, savaş ve yaygın bulaşıcı hastalık gibi sebeplerle ortaya çıkan toplu ölümlerde bu sıkıntılar söz konusu olabilir. Bu durumda, kefenin zarûret miktarı ne bulunursa odur.

Mus'ab b. Umuyr (r.a) Uhud savaşında şehid düşünce, üzerinde tek parça çizgili bir kumaş parçasından başka bir şey yoktu. Kabre defnedilirken başı örtülse ayakları, ayakları örtülse başı açıkta kalıyordu. Bunun üzerine, Hz. Peygamber; kumaşla başının örtülmesini, ayaklarının üzerine de izhir otu atılmasını söylemiştir. Bu Hadis, cenazenin yalnız avret yerlerinin örtülmesinin farz için yeterli olmadığını, açıkta kalan kısımların gerektiğinde hasır, kilim, parça, ot ve benzeri şeylerle örtmenin gerektiğini gösterir. İmam Şâfiî, zarûret halinde yalnız avret yerlerinin örtülmesini yeterli görür (İbn Âbidîn, a.g.e., II, 204). Kefen ölüye sarılmadan önce güzel koku ile tütsülenir. Önce yaygı tabuta veya hasır, kilim gibi bir şey üzerine yayılır, onun üzerine de izâr yayılır. Sonra ölüye kefen gömleği giydirilerek, izâr'ın üzerine yatırılır. Ölü erkekse, izâr önce soluna, sonra da sağına getirilerek sarılır. Sargı da aynı şekilde onun üstüne sarılır. Açılmasından korkulursa kefen bir kuşakla bağlanabilir. Kadına önce gömleği giydirilir. Saçları iki örgü halinde gömleğin üzerinden, göğsü üzerine konur, onun üzerine baş örtüsü yüzüyle beraber örtülür, üstüne de izâr sarılır, izârın üzerinden de göğüs örtüsü bağlanır, daha sonra da sargı sarılır. Göğüs örtüsü sargıdan sonra da bağlanabilir. Kefenin açılmasından korkulursa düğümlenir.

Kefen konusunda cinsiyeti belirsiz kişi (hunsây-ı müşkil) kadın gibi işlem görür. Çünkü erkek olma ihtimali karşısında fazlanın bir zararı yoktur. İhramlı, ihramsız gibidir. Yani kefeni kokulanır ve başı örtülür. İmam Şâfiî aksi görüştedir. Bülûğa yaklaşan erkek çocuk (mürâhik) Erkek; kız çocuğu (mürâhika) da kadın hükmündedir. Bulûğ çağına yaklaşmamış küçük erkek çocuğu bir parça, küçük kız çocuğu ise iki parça kefen bezine sarılır. Düşük cenîn, ölünün bir uzvu gibi sayılır, kefenlenmez, bir beze sarılır.

Bulunan bir insanın parçasının eğer başı varsa parçası olan ile birlikte kefenlenir. Ölen bir kâfirin durumu da böyledir. Onun mahrem bir hısımı varsa onu yıkar. Bir beze sararak kefenler. Çünkü, münkirin sünnet üzere kefenlenmesi mekruhtur.

Kabrinden yeni çıkarılmış cenaze, kefeni soyulmuş olarak bulunursa, dağılmamış durumda ise, hiç defnedilmemiş gibi ikinci defa üç parça kefenle kefenlenir. Dağılmışsa bir parça kefene sarılır.

Erkeğin kefeninin cuma ve bayram günlerinde, kadının kefenin ise, ana-babasını ziyaret sırasında giydiği elbiseye kıymetçe uygun bulunmasıdır. Herkesin kefeni kendi malından karşılanır. Kefen masrafı borçtan, vasiyet ve mirastan önce gelir. Malı bulunmayan cenazenin kefeni hayatta iken ona bakmak zorunda olan nafaka yükümlüsüne aittir. Bu da yoksa, techîz ve tekfin masraflarını İslam Devleti karşılar. Kadınların kefenleri zengin olsalar da kocalarına aittir. Çünkü kefen bir bakıma dünyadaki örtünmenin (tesettür) devamıdır (bk. el-Kâsânî, Bedâyîu's-Sanâyi'. Beyrut 1402/1982, I, 306-309; el-Fetâvâ'l Hindiyye, Beyrut 1400/1980, I, 160-162; İbn Abidîn, a.g.e., II, 202-207).

Hamdi DÖNDÜREN
Ekleme Tarihi: 27.04.2007 - 10:49
yoktan üyenin diğer mesajları yoktan`in Profili yoktan Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: Themenicon Metin
yoktan su an offline yoktan  
1227 Mesaj -
aleykum selam kardeşim

Allahü Azimüsşan’ın has isimleri kullara isim olarak verilmez. Ancak sıfatları isim olarak verilebilir. Mesela; Kerim, Halim, Kadir, gibi kelimeleri insanlara isim olarak vermek caizdir. Ancak bu isimlerin başına bir (Abd) kelimesi ilave ederek söylemek ise pek güzel bir dikkattir. Zira (Abd) kelimesini ilave ederek söylediğiniz takdirde Kerim’i Abdülkerim olarak söylersiniz. Bu takdirde Kerim’in kulu demiş olacağınızdan mana pek güzel bir şekil alır.

Nitekim Aziz isminin başına da bir (Abd) kelimesi ilave ederek söylediğinizde azizin kulu manasına Abdülaziz demiş olursunuz. Mecburi olmasa da güzel bir hassasiyet olur.

Selam ve dua ile
Ekleme Tarihi: 26.04.2007 - 09:51
yoktan üyenin diğer mesajları yoktan`in Profili yoktan Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Sayfa (50): (1) 2 3 Devam >
İmzalar göster - Konuları göster

Kategori Seç:  
Sitemizde şu an Yok üye ve 79 Misafir mevcut. En son üyemiz: Mirzabey61


Admin   Moderator   Vip   Üye ]

Hayırlı ömürler dileriz.    Bu üyelerimizin doğum günlerini tebrik eder, sıhhat ve afiyet dolu bir ömür dileriz:
misafir484 (42), ((SOLMAZ)) (47), Lashirah (26), ahmetali (36), Abdul (39), sivas-c-k (27), AGLAYAN GÜL (31), kozy (36), josearkadia (49), antares (58), verdahamra (37), NAGÝHANY.. (35), cimbomlu63 (48), sahin-nl (45), hasen (38), kaleli (60), berkharman (37), raggaci (), seven_sevene (42), zaferozbo (45), abdullah_turab (42), psycolog06 (38), vatanim (31)
24 Saatin Aktif Konuları
0

Copyright © ((( RAVDA.net )))  *  İrtibat   *   RAVDA Reklam Servisi   *   Tüm hakları saklıdır, izinsiz alıntı yapılamaz.
Sitemizde yayınlanan imzalı yazıların içeriğinden yazarları, forum ve yorumlardan ekleyen şahıslar sorumlu olup, kesinlikle sitemiz sorumlu değildir.
© by ((( RAVDA.net )))

Sayfa 0.87376 saniyede açıldı