D e u t s c h   English 

   

0
Start Giriş Üye Ol üyeler ((( RAVDATe@m))) Arama
Toplam Kategori: 69 *** Toplam Konu: 30092 *** Toplam Mesaj: 148171
Forum Anasayfa » Arama Sonuçları

13 Sonuç - Yeni Arama
Sayfa (1): (1)
Ekleyen Mesaj
Konu: Affet Sultanım !
mavivegul su an offline mavivegul  
Affet Sultanım !
15 Mesaj -
Affet Sultanım !

Günahın, erâcifin sokaklardan oluk oluk aktığı bir dönemde yaşıyoruz Şeytan her köşe başında bizi avlamak için pusuya yatmış ve devamlı bize tuzaklar hazırlıyor Nefis bizi alt etmek için en hileli oyunlarını oynuyor ve en güçlü silahlarını kullanıyor Biz de çoğu zaman irademizin zayıflığından olsa gerek en büyük düşmanımıza yenik düşüyor ve günah bataklığına saplanıyoruz Evet bataklığa saplanıyoruz, günah üstüne günah işliyoruz, çıkmak istiyoruz ama başaramıyoruz ve artık buradan çıkılmaz diyor ve ümitsizliğe düşüyoruz İmanımız zayıf; günahlar karşısında granit gibi duramıyor, çürük tahta misali çatlıyor ve kırılıyoruz Allah'la irtibatımız kavî değil, yaptığımız ibadetlerin kendimizi kurtaracağını zannediyoruz Zaten ibadetleri de bihakkın yerine getiremiyoruz; ihlas yok ruh yok sadece sûrî bir görünüme sahip yaptığımız ibadetler Kendimiz mükemmelmişiz gibi davranıyor, başkalarını eleştiriyoruz ve bu bizde bir saplantı olmuş artık Necip Fazıl'ın ifadesiyle “iki el bir baş için”; ellerimizi başımızın arasına alıp, halimizi düşüneceğimize, âkıbetimizden endişe edeceğimize bir savcı gibi herkesi yargılıyoruz Yaptığımız iyilikleri hiç aklımızdan çıkarmazken, karıştırdığımız haltları nedense hemen unutuyoruz Gıybet, riya, su-i zan, haset sanki bizim birer parçamız olmuş; günah olduğunu bile bile bunları günde kaç defa yapıyoruz Bütün bunlar bir karamsarlığın ifadesi değil, bizim için acı ama gerçek şeyler

Baş aşağı gider gibi bir halimiz var Ben küfre girdim demek doğru değil belki, ama acaba münafık mıyım diye de bir şüphe içinde olmamız lazım Diğer tarafta müflis durumuna düşmekten korkmalıyız O müflis ki haset etmiştir, başkasına kin beslemiştir, gıybet etmiştir, başkasının hakkına tecavüz etmiştir Onun sevaplarından alınır hakkını yediği şahsa verilir Sevapları bitince de diğer şahsın günahlarından alınıp müflis olan şahsa yüklenir Günah işliyoruz sonra söz veriyoruz, bir daha tevbe diyoruz ardından tekrar günah işliyoruz ve yine bir arınma kurnasına koşup “ya Rabbi ben yine düştüm, ne olur yardım et!” diyoruz Evet önemli olan yaptığımızın farkına varıp nedâmet duymaktır Bir kudsî hadiste: “Ey kullarım zulmü Ben kendime haram kıldım Ey kullarım siz gece gündüz devamlı günah işliyorsunuz, Ben bütün günahları bağışlarım Siz mağfiret dileyin Ben de bağışlayayım” başka bir hadiste de “Ey ademoğlu sen Bana dua ettiğin ve Benden affını umduğun sürece, işlediğin günahlar ne kadar çok olursa olsun onların büyüklüğüne bakmadan seni bağışlarım” diye buyuruluyor Dağlar cesametinde günahlarımız var ama Allah'ın sonsuz rahmeti yanında onlar okyanus üstündeki köpükler gibi kalır O'nun rahmeti herşeyi kuşatmıştır, O'nun rahmeti gazabına üstün gelmiştir Evet Rabbimizin öyle engin bir rahmet hazinesi vardır ki hadis-i şerifin ifadesiyle “Allah rahmetini yüz parçaya ayırmış ve sadece bir parçasını dünyaya göndermiştir Bir hayvanın, yavrusuna basmamak için ayağını kaldırması da bu rahmetin bir eseridir”

“De ki : Ey çok günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım! Allahın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz Allah dilerse bütün günahları mağfiret eder Çünkü Gafur ve Rahimdir: Çok affedicidir, merhamet ve ihsanı fazladır ” Bu ayet, Kur'an-ı Kerimdeki “erc┠yani en ümit verici ayet sayılmıştır Bu ayetten maksad günah işlemeye teşvik değildir Maksat tevbeye teşviktir Efendimizin bu ayetle alâkalı şöyle dediği nakledilir: “Bu ayeti, ne dünyaya, ne de dünyada bulunan hiçbir şeye değişmem ” “Allahın rahmetinden asla ümidinizi kesmeyiniz Çünkü kâfirler dışında hiç kimse Allahın rahmetinden ümidini kesmez” Evet bu dünyada olduğu gibi ahirette de herşeyin arkasında meşîet-i ilâhî yani Allah'ın dilemesi olacak ve Allah istediği kişileri o engin rahmetiyle bağışlayacak Yaptığımız veya yapmaya çalıştığımız ibadetlerimize güvenmeyelim

“Hiç kimse ameliyle kurtulamaz” diye buyuruyor Efendiler Efendisi Ve kendisine: "Sen de mi yâ Rasûlallah?" diye sorulduğunda da: "Allah beni rahmetiyle sarıp sarmalamasaydı evet" diye buyuruyor

Eğer Allah bize adaletiyle muamelede bulunursa ve günahlarımızla bizi cezalandırırsa yaptıklarımıza bakarak ahirette durumumuzun hiç de iyi olmayacağını söylemek yanlış olmasa gerek Bizim duamız, Rabbimizin bize rahmetiyle muamelede bulunmasıdır Evet bizim gibi garipleri inşaallah bir paçavra misali cehenneme atmaz Bir keresinde Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e ayrı düştüğü çocuğuna duyduğu özlemden dolayı rastladığı her çocuğu kucaklayan, göğsüne bastırıp emziren bir kadının da aralarında bulunduğu bir esir grubunu getirdiler Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) çevresindekilere o kadını işaretle: “Bu kadının, çocuğunu ateşe atacağına ihtimal verir misiniz?” diye sordu Orada bulunan insanlar; Asla, atmaz! dediler Bunun üzerine Efendimiz: “İşte Allah-u Teâlâ kullarına, bu kadının yavrusuna olan şefkatinden daha merhametlidir” buyurdu İçimize su serpen başka bir hadis-i şerif; "Mü'min kıyamet günü Rabbinin lütuf ve keremine o kadar yakın olur ki, Allah onu halktan gizler ve günahlarını itiraf ettirir: Şu günahını biliyor musun, şu günahını biliyor musun? der Mü'min: Biliyorum yâ Rab, der Cenâb–ı Hak da: “Ben bu günahlarını dünyada örtmüş gizlemiştim, bugün de bağışlıyorum” buyurur Bunun üzerine o kimseye iyiliklerinin kaydedildiği defter verilir

Cehenneme girmek adlen, cennete girmek ise fazlendir yani Allah'ın lütfu iledir Biz Rabbimizin fazlını umuyoruz Halimiz perişan, insanlığımızdan uzaklaşmışız, kalın bir urgandan elimizde sadece ince bir pamuk ipliği kalmış Evet böyle bir durumdayız Ama devamlı Rabbimize karşı hüsn-ü zan içinde olmalıyız O, Rahmandır; O, Rahimdir O rahmeti ve mağfiretiyle her zaman bizimledir

"Rabbimiz! Günahlarımızı itiraf ediyor, Sana tazarrû ve niyazda bulunuyoruz Eğer kemâl-i rahmetinle onu kabul etsen o Senin şânındandır Eğer kabul etmezsen, Senin kapından başka hangi kapıya gidelim? Hangi kapı var? Senden başka Rab yok ki dergâhına gidilsin Senden başka hak Mâbud yok ki ona ilticâ edilsin" Ya Rabbi Sen affedicisin, affetmeyi seversin, bizi de affet Amin!
Ekleme Tarihi: 26.12.2011 - 12:46
mavivegul üyenin diğer mesajları mavivegul`in Profili mavivegul Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: tovbe
mavivegul su an offline mavivegul  
tovbe
15 Mesaj -
Böyle bir tövbe, ayni zamanda o Yüce Elçi'nin bir müjdesi: “Günahlarina tövbe eden kisi, hiç günah islememis gibidir.”

Evet isin sirri pismanlikla tövbe imis.

Meger ne güzelmis kalbin derinliklerinden kopup gelen su sözler... :


Mükemmellik sadece Allah'a mahsus. Beser ise sasar.

Beserin de hepsi bir degil. Bazisi bazen sasar, bazisi daha çok.

Sasmak, yani hata etmek, her seyi mahveden, telafisi imkansiz bir eksiklik degil insan için, insan olmanin bir tabiati.

Fakat normal olmayan, hos görülemeyecek olan, hatada israrli olmak. Sasmayi, hataya düsmeyi hal edinmek. Bir elbise gibi giyinmek. Beser olma durumunu zaaflarina, hatalarina kalkan edinmek.

Iste bu durum beser olmaya yakisan, yarasan bir hal degil. Zira hatada israrla insanlik haysiyeti tehlikeye girer. Kisinin izzeti nefsi yaralanir, serefi düser.

Oysa insan, serefli yaratildi. Ona serefini Yaradani verdi. Ona “esref-i mahlukat” dedi.

Bu durumda beserin en önemli görevi, kendisine bahsedilen bu serefi korumak degil midir? Öyledir, öyle olmalidir.

Hatalara ragmen “serefli” kalmak çok mu zor? Degil elbette. Yolu ögretilmis. Tarihin en basindan beri insanliga rehber kilinmis kutlu elçiler tarafindan.

Çok kolaymis meger. Yolun asli hataya pisman olmak imis.

Pisman olmak sadece insana özgü. O halde çok insanî, tamamen insanî.

Önce hatalari hata kabul etmek. Yakismadigini, insanlik serefiyle uyusmadigini idrak etmek.

Sonra yaptigina pisman olmak.

Sonra bir daha yapmamaya karar vermek, azmetmek...

Nihayet güzel bir dönüsle dönmek. Dogruya, dogru istikamete... Hep dogruya gitmek, yani dosdogru olmak...

Iste böyle bir pismanlik, böyle bir dönüs, bu dört adimlik dönüs, kesin bir dönüstür. Makbul bir dönüstür. Bu dönüsün adi “nasuh tövbesi”dir.

Böyle bir tövbe her seyden önce Cenab -i Mevlâmiz'in bize bir emri: “Ey inananlar, tövbe-i nasuh ile Allah'a dönün...” (Tahrim, 8)

Böyle bir tövbe, ayni zamanda o Yüce Elçi'nin bir müjdesi: “Günahlarina tövbe eden kisi, hiç günah islememis gibidir.”

Evet isin sirri pismanlikla tövbe imis.

Meger ne güzelmis kalbin derinliklerinden kopup gelen su sözler: “Ya Rabbi ben pismanim. Yapmis oldugum bütün günahlardan... Keske yapmasaydim...”

Bu bir dönüs. Kendi özüne dönüs. Varolus sebebine, asaletine... Insanliga...

Nice bin hatadan arinmaya...

Egri- bügrüden dosdogruya..

Bu dönüs çok ciddi bir dönüs. Hayatin dönüsü.

Bu dönüse sahitler lazim.

Hatalar gizliydi, ama dönüse sahitler lazim.

Onlar hazir, hep bu ani beklediler:

Müminler sahit. Ruhanîler sahit. Rabbanîler sahit. Melekler sahit. Allah sahit...
Ekleme Tarihi: 05.04.2005 - 22:30
mavivegul üyenin diğer mesajları mavivegul`in Profili mavivegul Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: AFFET ALLAHİM
mavivegul su an offline mavivegul  
AFFET ALLAHİM
15 Mesaj -
Allah im Seni bulan neyi yitirir?
Seni Yitiren neyi bulur?...





Yakarisim Sanadir Ey Rabbim!

Gecelerden sabahalara, karanliklardan güneslere dogru açilan yüreklerimizin perde araliklarindan süzülen nur katreleriyle geldim kapina!
Biliyorum, güllerden gecer sana giden yollarI Yakarislarla, dualarla, tahiyyatlarla bezenir.
Ey rahmetiyle kalpleri evirip çeviren, Sana kalbimi getirdim.
Ey kalpleri nuruyla sarip oksayan! Onulmaz yaralarla kan-revan kalbim avuçlarimda, kapina geldim.
"Selam olsun ömür seccadesini gönül dergahina serenlere" diyebilmeyi ne çok isterdim, ama biliyorum ne yüzüm var nede hakkim.
Ögrendim ki dua, asigin masuguna bir haber salmasidir; gözyaslariyla yazilmis bir mektubu. Ve bir bekleyistir, istiyakla, korkuyla, ümitle bekleyis.
Iste, zaman her saniyesini balyozlamaktayken ömrün, verilmemis hesaplarin korkusuyla, titreyen yüreklerimizin bir lahsa umut adina geldik kapina Ah gelebildik mi, bir haber var mi affina dair?
Acziyeimi alarak koynuma, bir dervis hirkasiyla, sevgili Eyyüb'unün sabrini yüklenerek gelebilmek isterdim kapina!
Meryem örtülerimle örtünebileseydim Tur Dagindaki o ses bir yanki bulabilseydi ruhumda insanligim adina. Önünde bütün ruhumla secde edebilseydim.
Yeri gögü bagrina basan Ey Rabbim!
Ey gökyüzünü kudretiyle sürmeleyen!
Rahmetini serp taslasan gönüllere Ey Rabbim!
Sanadir münacatim, yalniz Sana olsun askim lutfeyle!
Bir avuç ates böcegi uçuver ne olur zifiri yüreklerimize. Kararan günlerimize, gecelerimize Ve ne olursan ol gel diyen asiklarin hürmetine, ne olur affeyle!
Seni aradim durdum gönüllerin yalnizliginda çöllerinin, menzilsiz yollarinda ve bir katre rahmetine muhtaç topraginda. Ah perde, ah sah damarim! Sefkatinin gölgesine siginiyorum Ya Rabbim!
Hiçligin zerresinden kavrulmaya can attigim demdir. Vedudsun Iltifatina muhtaciz Ya Rabbim! Tenezzül buyur kulununu münacatina.
Dua dua acilirmis Sana giden kapilar. Hüzünlü bir sonbahar günü kapinda yalvarmaya geldim. Senden korkum nar degil, kaybetme korkusudur. Dostu, en sevgiliyi, sila-i rahimi, canani, canda kaybetme korkusu! Umudumsa rizan: iIlahi ente maksudi..
Yüreklerimiz ezik Ya Rabbim! Yüzümüz yerde. Kaldirip basimizi sonsuzluga bakmaya yüzümüz yok! Layik olamadik. Pismanligin dehlizlerinde boguluyorken aglayamadik, derinden sessizce Zayif irademizle, alaca karanlik yüreklerimizle bir damla gözyasi getirebilseydik yürekten, ihlas adina. Biliyorum pismanliklara delil kabul ederdin
Yüregin zayif noktalarinda mahkum oldum nefsimize. Ya Rabbim! Çikar kelepçelerini o aleyhillanenin Çikar ne olur, dostlarinin hatirina.
Azad et Ya Rabbim! Süphlerin oyuncagi olmus aklin nezarethanesinden. Kutlu sevdanin gül kokusundan doya doya içir sinelerimize diri meyyitler gibi degil, sirat-i müstakim üzerinde günahlardan nurunla yikanmis olarak yürümeyi nasib eyle.
Sehirler, evler mezar oldu Ya Rabbim! Her evden ceset kokulari yükseliyor semaya. Bedenler degil ruhlar ölü. Bizi nurunla dirilmeyi nasib eyle.
Biz sanemler insa ettik yüreklerimizde göktelenler boyu. Biz yeryüzü tanrilarinin etegini öptük. Diz boyu battik çirkefine alemin. Sahte dostlari, riyakar asklari çarparak yüzüne insanligin, Sana kosmayi nasib eyle.
Tevbe kapilarinin ardina degin açildigi ve meleklerin kanatlariyla yeryüzüne kapandigi günlerin rahmetinde yüzmekteyken edeb askini gönüllerimize nakset.
Iste can pazarinda canimizi satmaktayiz, bir iltifatin ugruna.
Gülistaninda renksiz, kokusuz bir yaprak olmayi çok görme.
Yüce kapinda kitmir olanlardan eyle.
Elimizden, yüreklerimizden katran rengi günahlar dökülüyor.
Dualari semadan çevrilmeyenler adina, geceleri nurlariyla sabahlara çevirenler adina, samimiyeti nakis nakis ömür gergefine isleyenler adina, tevbe ediyor, af diliyoruz dualarimizla
Ya Rabbim!.. Ben pismanim!.. Ben pismanim!..
Ekleme Tarihi: 23.09.2004 - 13:56
mavivegul üyenin diğer mesajları mavivegul`in Profili mavivegul Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: Sahibsiz Mektup......................
mavivegul su an offline mavivegul  
Olmemek Icin Oluyoruz !
15 Mesaj -
dunyadan bir iz birakmadan bombos gidende var,bir soz ile bir fikre saksilik edende...
Bu farklilik nedendir acaba?Niye hepimiz ayni hal uzere olamiyoruz?Uzayip giden sorularin bir cevabi da, insanin misafir oldugunun unutulmasi olsa gerek...Hem de vazifesi cok bir misafir...
Misafir,gitmeye gelendir.O halde dunya insan icin bir durak ! Sonsuzlugun yaninda kucuk bir parantez...Bir seydir ama hersey degildir.Bir tarladir belki.Herkes kabiliyetine gore ne ekmisse,yarin onu bicecektir.Boyle tanir,boyle bilirsek olumu; cekirdegimizi curutmez,yarinin baharina bir gul de biz tasimis oluruz...Her cicek gul degildir.O sahtelerin kokusuyla ayrilir.Insan da boyle.Ismiyle,cismiyle insan olmak yetmiyor.Hangi silinmez izi birakmis,hangi hayirli hizmetin ucundan tutmus isek,kiymetimizi o tayin ediyor.
Ey cekirdegini curutenler! Bir gun olur,suc sizde derler...
Karanlikta kalsaydiniz,bahara cikacaktiniz.Topragin gecesine yaslanan guller gibi, cok gecmeden gunese gulecektiniz...Endiseniz neydi! Kaybolmak mi? Yok olmak mi? Hangi gece var ki, sabahi olmamis? Hangi bahar var ki, gul kokmamis?...Bu perdenin arkasi da var...Yagmur,firtina ve kar...Hemen ardindan bahar.
Zahmetleri rahmetler takip ediyor...
"Olum, kabir gibi gorunen mesakkatler netice itibariyle saadetlerdir.Cunku,nurani alemlere giden yol kabirden gecer ve en buyuk saadetler buyuk ve aci felaketlerin neticesidir.Mesela; Hazret-i Yusuf, Misir azizligi gibi bir saadete,ancak kardesleri tarafindan atildigi kuyu ve Zeliha'nin iftirasi uzerine konuldugu hapis yolu ile nail olmustur."
Gelgelelim insan kendini aldatiyor.Karanlikta iken aydinlikta zannediyor.Gozunun esyayi zor secebildigi bir aleme aydinlik diyor.Gunahlar ve gaflet ile ortunen kalin bir duvar, ote alemin nurlarina mani oluyor.Bir tovbe etse, karadan aka gecse, gaflet perdesini yirtsa , hemen yanibasinda isigi bulacak ve dunyanin butun gosterisine ragmen, ahirete nisbeten bir zindan hukmunde oldugunu gorecek ve belki de bunca inadina gulecek..
Evet biz bir misafiriz.Karanliktan aydinliga...
Oyle ise yola devam.Bu yol topraktan ve kabirden gecse de korku yok.Cunku bir getiren var.Getiren goturuyor.Ve bu aciz misafirini huzuruna davet ediyor...Ne careki guzergah boyle...Hersey payina duseni alacak.Ruzgar sesimizi, gunes golgemizi, toprak bedenimizi; ama ruhumuz ebedi.Iste muhim olan da bu.En kiymetli malimiz o degil mi? Onu bu davetin bir cicegi, bir hediyesi olarak Rabbimize, yani verene goturuyoruz.
Olmemek icin oluyoruz...
Hangi devlete eli bos gidilir? Ahiret gibi saadete, cennet gibi bir davete, boyle bir hediye gerekir.Peygamber Efendimiz(s.a.v) "Olum kulun canini Rabbine hediye etmesidir" buyurmuyor mu?
Al Rabbim emanetini, verdigin gunku gibi lekesiz olsun.Benim baharimin hediyeside bu,yeterki gul koksun...
Ekleme Tarihi: 23.05.2004 - 22:35
mavivegul üyenin diğer mesajları mavivegul`in Profili mavivegul Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: Sahibsiz Mektup......................
mavivegul su an offline mavivegul  
senyoktun.............
15 Mesaj -
Sen yoktun...
Hz Adem'deydi nurun
Önce cenneti,
Sonra yeryüzünü şereflendirdin.
Adem nuruna affedildi
Arafat bu affa şahitti.

Sen yoktun
Nuh'un gemisindeydi Nurun...
Dalgalar yeryüzünü boğarken
Toprağın bağrındaki su
Gökyüzüyle buluşurken
Ve bu bir ilahi azap derken,
Allah nurunu taşıdı binbir sebeble
Tufan,nurunu selamladı edeple...

Sen yoktun...
Hz.İsmail'in alnındaydı Nurun
İbrahimi bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden
"Rabbimiz" dedi,
" Onlara kendi içlerinden
Senin ayetlerini okuyacak
Kitap ve hikmeti öğretecek onlara,
Onları temizleyecek bir elçi gönder ";
Amin dedi on sekiz bin alem
Nurunla aydınlanan minicik ellerini
Semaya kaldırarak
Amin dedi İsmail.
Hira Nur dağı amin diyerek ayağa kalktı
Medine'den adı Uhud olan bir amin yankılandı
Sevr dağında.

Sen yoktun Sultanım...
Hz.İsa Ahmed diye muştuladı seni
Alemlerin efendisi diye sana seslendi
" Artık ben sizinle çok söyleşmem "dedi havarilerine
Çünkü bu alemin reisi geliyor...
Bekleyin Ahmed geliyor
Kainata Rahmet geliyor...
Havarilerin yüzünü okşayan, ölüleri dirilten bir nefes oldun.
Ama sen yoktun.

Sen yoktun....
Hz.Abdullahın alnındaydı Nurun
Başı eğik gezerdi mazlum
Put eyle göklerden seni sorardı
Varaka seni arardı sema'da
Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler.
Ağlayarak süslediler ölüme!...
Ağlayarak “hadi dayına gidiyorsun” dediler.

Sen yoktun Sultanım...
Canlı canlı toprağa gömülmenin adı idi dayıya gitmek,
Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliği idi,
Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi.
En son çocuk atılırken çukura,
Annesinin suretinde bir melek tuttu onu
Ve tebessüm ederek Hira Nur dağını gösterdi
Melekler süslüyordu Hira'yı,
Efendisine hazırlanıyordu Cebel-i Nur
Efendisine hazırlanıyordu Mekke
Alem, efendisine hazırlanıyordu.
Kainatın gözü Hz.Amine'deydi
Toprak yalvarıyordu Rabbine...
Gel diye ağlıyordu mazlumlar
Gözleri Sema'da
Ve bir gelişin vardı Ya Resülallah
Bir inişin vardı yeryüzüne
Ve cebrail ardında yalın kılıç melekler
Bir inişin vardı yeryüzüne
Yetimler en huzurlu geceyi geçirdiler belki de...doya doya.
Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini
Herşey sus pus olmuştu.
Hadi diyordu yıldızlar, hadi diyordu Ay,
Kainat bir isim duymak istiyordu
Ve bir ses yükseldi Amine’nin evinden
Muhammed...
Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini
Muhammed...
Seni yaratan Allah'a kurbanız Ey Dürr-i Yekta...
Sana O adı veren Rahman’a kurbanız.

Artık sen vardın...
Susuz topraklara rahmet indi seninle
Annenden sonra, anne Halime sevindi seninle
Yağmura mı ihtiyaç var?...
Kaldır şehadet parmağını...
Yağmuru salsın Allah
Sonra tut ağacın yaprağını
Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün Allah.
Yeter ki sen iste
Sen iste Ya Resülallah
Deki; ben kimim?...
Dağlar, taşlar dile gelsin...
Dilsiz çocuklar ellerinden tutup "ente resülallah" desin.

Sen vardın...
Bedir kârdı,
Uhud dardı,
Hendek yardı,
Yiğitlerin vardı.
Ölmek için yarışan yiğitlerin
Hele bir Enes'in vardı Ya Resülallah
Uhud'da öldüğünü duyunca arkadaşlarına;
" Niye burada oturuyorsunuz ? " diye sordu...
Onlarda ;" Allah'ın resül-ü öldürülmüş ! " deyince...
" Peki O öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız,
Kalkın ve O'nun gibi ölün." demişti.
Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü.
Hem de ne şehit Ey Nebi...
Vücudu yaralardan tanınmaz halde idi
Kız kardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu...
Musab bin Umeyer'in vardı senin...
Uhud'da sancağını taşıyan, öyle bir aşkla sana bağlıydı ki!...
Allah o gün meleklerini Musab'ın suretinde indirdi.
Ebu Hureyre'n vardı...
Acıkınca mescidin önünde durur
Sana bakardı, sen anlardın.
" Ya Ebahir!..gel " derdin.

Ve sen gittin...
Bir gidişle gittin.
Ardında hüznün kaldı,
Hasretin kaldı göklerde,
Bilal ezan okuyamaz oldu
Ne zaman teşebbüs etse
" Muhammed resülallah " demeye...
Dizinin üstine çöker kendinden geçerdi.
Sonra günler ay, aylar yıl oldu.
Asırlar oldu...
Sensizliğe açtık gözlerimizi
Ama sen bırakmazsın bizi!...

Sen varsın...
Ey şehitlerin Sultanı sen varsın
Bir şehit bile ölmezken
Sana nasıl yok deriz.
Ebu Talip Şam'a giderken,
devesinin önüne geçip;
" Beni burada kime bırakıp da gidiyorsun " demiştin
" Ne anam var ne babam..."
Ebu Talip bırakmamıştı bu yüzden
Sensizliğin ızdırabı ile inleyen
Ümmetini kime bırakıp gidiyorsun Ya Resülallah
Bırakma bizi ki ; Allah " Sen onların içindeyken onlara azap edecek değiliz." buyuruyor.

Bırakma bizi !...
Hayatı seninle öğretti Rahman
Kulluğu seninle tanıdık
Duayı senden öğrendik sevgili,
Hz.Ömer umre için senden izin isteyince,
Kardeşcik dedin ona;
" Duanda bana da yer ayırır mısın ? "
Bizler Ömer değiliz ama bütün dualarımız senin için.

Ey Rabbimiz!...
Resülünü anışımızdan haberdar et...
O'na binler salat,binler selam...
Habibine Makam-ı Mahmud-u ver...
O'na Vesile-i lütfet...
O'nu Refik-i Ala'ya yükselt....
Bizi de affet...
O'nun hatırına affet...
Zatının hatırına affet...
Ne olur affet bizi...
Bizi affet....
Ekleme Tarihi: 23.05.2004 - 22:28
mavivegul üyenin diğer mesajları mavivegul`in Profili mavivegul Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: Sahibsiz Mektup......................
mavivegul su an offline mavivegul  
ben pismanim yarebbi
15 Mesaj -
Yakarisim Sanadir Ey Rabbim!

Gecelerden sabahalara, karanliklardan güneslere dogru açilan yüreklerimizin perde araliklarindan süzülen nur katreleriyle geldim kapina!
Biliyorum, güllerden gecer sana giden yollarI Yakarislarla, dualarla, tahiyyatlarla bezenir.
Ey rahmetiyle kalpleri evirip çeviren, Sana kalbimi getirdim.
Ey kalpleri nuruyla sarip oksayan! Onulmaz yaralarla kan-revan kalbim avuçlarimda, kapina geldim.
"Selam olsun ömür seccadesini gönül dergahina serenlere" diyebilmeyi ne çok isterdim, ama biliyorum ne yüzüm var nede hakkim.
Ögrendim ki dua, asigin masuguna bir haber salmasidir; gözyaslariyla yazilmis bir mektubu. Ve bir bekleyistir, istiyakla, korkuyla, ümitle bekleyis.
Iste, zaman her saniyesini balyozlamaktayken ömrün, verilmemis hesaplarin korkusuyla, titreyen yüreklerimizin bir lahsa umut adina geldik kapina Ah gelebildik mi, bir haber var mi affina dair?
Acziyeimi alarak koynuma, bir dervis hirkasiyla, sevgili Eyyüb'unün sabrini yüklenerek gelebilmek isterdim kapina!
Meryem örtülerimle örtünebileseydim Tur Dagindaki o ses bir yanki bulabilseydi ruhumda insanligim adina. Önünde bütün ruhumla secde edebilseydim.
Yeri gögü bagrina basan Ey Rabbim!
Ey gökyüzünü kudretiyle sürmeleyen!
Rahmetini serp taslasan gönüllere Ey Rabbim!
Sanadir münacatim, yalniz Sana olsun askim lutfeyle!
Bir avuç ates böcegi uçuver ne olur zifiri yüreklerimize. Kararan günlerimize, gecelerimize Ve ne olursan ol gel diyen asiklarin hürmetine, ne olur affeyle!
Seni aradim durdum gönüllerin yalnizliginda çöllerinin, menzilsiz yollarinda ve bir katre rahmetine muhtaç topraginda. Ah perde, ah sah damarim! Sefkatinin gölgesine siginiyorum Ya Rabbim!
Hiçligin zerresinden kavrulmaya can attigim demdir. Vedudsun Iltifatina muhtaciz Ya Rabbim! Tenezzül buyur kulununu münacatina.
Dua dua acilirmis Sana giden kapilar. Hüzünlü bir sonbahar günü kapinda yalvarmaya geldim. Senden korkum nar degil, kaybetme korkusudur. Dostu, en sevgiliyi, sila-i rahimi, canani, canda kaybetme korkusu! Umudumsa rizan: iIlahi ente maksudi..
Yüreklerimiz ezik Ya Rabbim! Yüzümüz yerde. Kaldirip basimizi sonsuzluga bakmaya yüzümüz yok! Layik olamadik. Pismanligin dehlizlerinde boguluyorken aglayamadik, derinden sessizce Zayif irademizle, alaca karanlik yüreklerimizle bir damla gözyasi getirebilseydik yürekten, ihlas adina. Biliyorum pismanliklara delil kabul ederdin
Yüregin zayif noktalarinda mahkum oldum nefsimize. Ya Rabbim! Çikar kelepçelerini o aleyhillanenin Çikar ne olur, dostlarinin hatirina.
Azad et Ya Rabbim! Süphlerin oyuncagi olmus aklin nezarethanesinden. Kutlu sevdanin gül kokusundan doya doya içir sinelerimize diri meyyitler gibi degil, sirat-i müstakim üzerinde günahlardan nurunla yikanmis olarak yürümeyi nasib eyle.
Sehirler, evler mezar oldu Ya Rabbim! Her evden ceset kokulari yükseliyor semaya. Bedenler degil ruhlar ölü. Bizi nurunla dirilmeyi nasib eyle.
Biz sanemler insa ettik yüreklerimizde göktelenler boyu. Biz yeryüzü tanrilarinin etegini öptük. Diz boyu battik çirkefine alemin. Sahte dostlari, riyakar asklari çarparak yüzüne insanligin, Sana kosmayi nasib eyle.
Tevbe kapilarinin ardina degin açildigi ve meleklerin kanatlariyla yeryüzüne kapandigi günlerin rahmetinde yüzmekteyken edeb askini gönüllerimize nakset.
Iste can pazarinda canimizi satmaktayiz, bir iltifatin ugruna.
Gülistaninda renksiz, kokusuz bir yaprak olmayi çok görme.
Yüce kapinda kitmir olanlardan eyle.
Elimizden, yüreklerimizden katran rengi günahlar dökülüyor.
Dualari semadan çevrilmeyenler adina, geceleri nurlariyla sabahlara çevirenler adina, samimiyeti nakis nakis ömür gergefine isleyenler adina, tevbe ediyor, af diliyoruz dualarimizla
Ya Rabbim!.. Ben pismanim!.. Ben pismanim!..
Ekleme Tarihi: 23.05.2004 - 18:53
mavivegul üyenin diğer mesajları mavivegul`in Profili mavivegul Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: birakma bizi
mavivegul su an offline mavivegul  
birakma bizi
15 Mesaj -
BIRAKMA BIZI

Onlar gideli cok zaman oldu.. O ve O'nun arkadaslari.. ve takip edenler... Bizse burada caresiz, yalniz ve kimsesiz.. Dua ediyor ve bekliyoruz umitle; geri dönüp gittikleri kutlu yere, bizi de götürsünler diye..
Onlar ufukta kayboldular coktan, beraber ve el ele.. Aksam kizilliginda geriye kalan; hüzün dolu, kederli bir rüzgar...
Aksam oldu.. geceler birbirini kovalayip durdu... Ufkumuz isiga susamis, isiga muhtac.. Karanlik sarmis dort bir yani.. kandiller üzerimize döktü katranlarini.. Halimize aciyip da imdada yetismezsen, nicedir ahvalimiz Ey Sultan...
Dog ufkumuza, dog ruhumuza, bizi hasretle yakma,
Allah askina, kurbanin olayim; bizi yalniz birakma..

"Yâ Nebi, Su halime bak!
Nasil ki gün kizinca bagri yanar sahranin,
Benim de ruhumu, yaktikca yakti hicranin..."

Yandik, kavrulduk.. Yüreklerin catlama noktasi coktan gecti.. Bir yudum ab-i hayatina her zamankinden daha cok muhtaciz.. Ne olur, yanan yürekleri, pörsüyen gönülleri daha fazla bekletme..
"N'olur.. n'olur.. Neyin noksan olur..."
Ekleme Tarihi: 13.04.2004 - 19:10
mavivegul üyenin diğer mesajları mavivegul`in Profili mavivegul Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: SEN ÖZELSiN
mavivegul su an offline mavivegul  
SEN ÖZELSiN
15 Mesaj -
Kendimi ne zaman ise yaramaz ve aciz hissetsem,
ayni hisleri hissettigim bir
anda,eski bir dostun uzun zaman önce söyledikleri gelir aklima...
Yüzümü kocaman bir gülümseme sarar..
Bana:"kendini her aciz ve ise yaramaz hissetiginde parmaginin ucuna bak..."Demisti...
O sira o kadar üzgün ve duygularimin içinde o denli kaybolmustum ki, kendi sesimi bile taniyamaz bir halde, çok kisik bir ses tonu ile.
neden? Demistim...çünkü o parmak izlerinden bu yeryüzünde baska hiç kimse de yok...
Demis ve eklemisti.Sen özelsin!!! inanmazsaniz parmaklarinin ucuna bak!
Birden sanki dirilmistim... evet ben özeldim...
Herkes aslinda özelldir.Ama beni o günden sonra digerlerinden ayiran tek ayirt edici özelligim KENDiMiN ÖZEL oldugunun farkinda olmamdi...
Hala karamsarliga düstügümde, bazen umutsuzluklarla bogustugumda dostumu
hatirlar ve parmagimin ucuna, yüzümde büyük bir gülümseme ile bakar ve kendi kendime:
Sen Özelsin! Bunlarin Hepsini Atlatirsin! derim... Yine ayni dostum
bir karar asamasinda oldugum bir gün bana söyle demisti..Önce ne istedigini iyi belirle... Ve eklemisti..
Sonra o istedigine ulasmak için ne gerekiyorsa yap! Sonrada elini tam üç kez gözlerimin önünde çirpmis ve bana,ne oldu simdi? diye sormustu...
Bende anlamsiz bakislar ile cevap vermistim.
Ne oldu? Üç saniye hayatindan uçtu gitti ve hiç birsey o üç saniyeyi geri getiremez demisti...
Ve eklemisti: Hayati istediklerine ulasmak için harca,bir gün arkana dönüp baktiginda uçup giden o saniyelerin bombos bir ömür haline geldigini
görmek istemiyorsan tabii!
Farkindasiniz degil mi? Hayatlarimiz saniye, dakika, saat dilimlerine bölünmüs, akip gidiyor.
Ve biz akan bir saniseyi bile geri dönüp tekrar yasayamiyoruz...
Onlari geri getiremiyoruz.
Aynaya baktigimiz da hergün yeni bir beyaz saç telini ve yüzümüzde acimasizca akip giden dakikalarin izini, birer kirisiklik olarak aynada seyrediyoruz.
Peki biz hayattan ne bekliyoruz? Beklentilerimiz için varimiz yogumuz ile için savasiyor muyuz, zaman denen acimasiz düsmanla?Oysa parmaklarinizin
ucuna bakin bir kez... Sonrada parmaklarinizi üç kez siklatin..Orada gördügünüz parmak izleri sizden baska kimsede yok... Ve parmaklarinizin ucundan çikan o ses hayatinizin bombos geçmis üç saniyesi
oldu, geçti gitti iste...Siz özelsiniz, siz yeryüzünde teksiniz...O zaman hayattan beklediklerimizde bize layik olmali,özel olmali,ulasilmasi için savasa deger olmali... Zaman denen canavar galip
gelmeden,biz hayatan beklentilerimize ulasmaliyiz ki,geçip giden zamana ragmen,geriye dönüp baktigimiz da kucak dolusu mutluluk ve beklentilere
ulasmanin hazzi ile zaman zaman yüzümüzde kocaman bir gülümse ile nanik
yapabilelim... Ellerinizi üç kez çirpin, hayattan üç saniyeniz silinip gitti iste...Bugün özel bir insan olan kendiniz için ne yaptiniz?Beklentileriz için bir ugras, savas verdiniz mi?Yoksa zamanin sizi yenmesine seyirci mi kaldiniz?Mesela özel eski bir dostu aradiniz mi bugün?Tüm bu kisa ama cok anlamli hayat derslerini veren dostumu kaç zamandir aramadigimi düsündüm tüm bunlari yazarken... Yerimden kalktim,internetten çiktim ve telefon ile o dostumu aradim cok mutlu oldu... ne
zamandir sesini duymamistim hangi dagda kurt oldu? Dedi..Ben de Özel birini aramak istedim aklima sen geldin dedim ve sonra ekledim:Ve ellerimi üç kez çirptim gecen zamani geri getiremedigimi görünce
belki de seni arayacak baska bir üç saniyem olmayacak su anda aramazsam deyip
yazdigim yaziyi yarida birakip seni aradim dedim... Çok mutlu oldu... Bir
dostun mutlulugu ile bende mutlu oldum... Dostumla telefon konusmami bitirip klavyenin önüne oturdugumda yüzümde kocaman bir gülümseme vardi.
Özel birini arayip,dakikalari geri getiremeyecegim bir hayat içinde istedigim bir seyi yapmanin huzuru ile yani mutlu bir yürekle tekrar yazmaya basladim...
Ve zaman denen sinsi düsman yaptim.Acimasizca akip
gidiyorsun,ama ben seni hissediyorum ve istedigim hiç birseyi ertelemiyorum ve istediklerimi elde etmek için hayatla savasiyorum der gibi mutlu idim...
Siz hala ne duruyorsunuz? Kosun telefona, bir dostu arayin.Birine e-mail atin... Onu sevdiginizi hissettirin..Onun mutlulugu ile mutlu olun...
Ellerinizi üç kez çirpin ve düsünün hayatinizdan üç saniye bos bir sayfa girdi koptu gitti iste.
Oysa siz özelsiniz ve size layik bir hayati hak ediyorsunuz..Size layik mutluluklari hak ettiginiz gibi...Bana inanmazsaniz, parmaklarinizin ucuna bakin
Ekleme Tarihi: 11.04.2004 - 18:52
mavivegul üyenin diğer mesajları mavivegul`in Profili mavivegul Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: Olmemek Icin Oluyoruz
mavivegul su an offline mavivegul  
Olmemek Icin Oluyoruz
15 Mesaj -
Su dunyadan bir iz birakmadan bombos gidende var,bir soz ile bir fikre saksilik edende...
Bu farklilik nedendir acaba?Niye hepimiz ayni hal uzere olamiyoruz?Uzayip giden sorularin bir cevabi da, insanin misafir oldugunun unutulmasi olsa gerek...Hem de vazifesi cok bir misafir...
Misafir,gitmeye gelendir.O halde dunya insan icin bir durak ! Sonsuzlugun yaninda kucuk bir parantez...Bir seydir ama hersey degildir.Bir tarladir belki.Herkes kabiliyetine gore ne ekmisse,yarin onu bicecektir.Boyle tanir,boyle bilirsek olumu; cekirdegimizi curutmez,yarinin baharina bir gul de biz tasimis oluruz...Her cicek gul degildir.O sahtelerin kokusuyla ayrilir.Insan da boyle.Ismiyle,cismiyle insan olmak yetmiyor.Hangi silinmez izi birakmis,hangi hayirli hizmetin ucundan tutmus isek,kiymetimizi o tayin ediyor.
Ey cekirdegini curutenler! Bir gun olur,suc sizde derler...
Karanlikta kalsaydiniz,bahara cikacaktiniz.Topragin gecesine yaslanan guller gibi, cok gecmeden gunese gulecektiniz...Endiseniz neydi! Kaybolmak mi? Yok olmak mi? Hangi gece var ki, sabahi olmamis? Hangi bahar var ki, gul kokmamis?...Bu perdenin arkasi da var...Yagmur,firtina ve kar...Hemen ardindan bahar.
Zahmetleri rahmetler takip ediyor...
"Olum, kabir gibi gorunen mesakkatler netice itibariyle saadetlerdir.Cunku,nurani alemlere giden yol kabirden gecer ve en buyuk saadetler buyuk ve aci felaketlerin neticesidir.Mesela; Hazret-i Yusuf, Misir azizligi gibi bir saadete,ancak kardesleri tarafindan atildigi kuyu ve Zeliha'nin iftirasi uzerine konuldugu hapis yolu ile nail olmustur."
Gelgelelim insan kendini aldatiyor.Karanlikta iken aydinlikta zannediyor.Gozunun esyayi zor secebildigi bir aleme aydinlik diyor.Gunahlar ve gaflet ile ortunen kalin bir duvar, ote alemin nurlarina mani oluyor.Bir tovbe etse, karadan aka gecse, gaflet perdesini yirtsa , hemen yanibasinda isigi bulacak ve dunyanin butun gosterisine ragmen, ahirete nisbeten bir zindan hukmunde oldugunu gorecek ve belki de bunca inadina gulecek..
Evet biz bir misafiriz.Karanliktan aydinliga...
Oyle ise yola devam.Bu yol topraktan ve kabirden gecse de korku yok.Cunku bir getiren var.Getiren goturuyor.Ve bu aciz misafirini huzuruna davet ediyor...Ne careki guzergah boyle...Hersey payina duseni alacak.Ruzgar sesimizi, gunes golgemizi, toprak bedenimizi; ama ruhumuz ebedi.Iste muhim olan da bu.En kiymetli malimiz o degil mi? Onu bu davetin bir cicegi, bir hediyesi olarak Rabbimize, yani verene goturuyoruz.
Olmemek icin oluyoruz...
Hangi devlete eli bos gidilir? Ahiret gibi saadete, cennet gibi bir davete, boyle bir hediye gerekir.Peygamber Efendimiz(s.a.v) "Olum kulun canini Rabbine hediye etmesidir" buyurmuyor mu?
Al Rabbim emanetini, verdigin gunku gibi lekesiz olsun.Benim baharimin hediyeside bu,yeterki gul koksun...
Ekleme Tarihi: 11.04.2004 - 18:49
mavivegul üyenin diğer mesajları mavivegul`in Profili mavivegul Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: Ya Rabbi! Kavmimi affet!
mavivegul su an offline mavivegul  
Ya Rabbi! Kavmimi affet!
15 Mesaj -
Ya Rabbi! Kavmimi affet!

Resul-i ekrem efendimiz, müşriklerin saldırıları ile çukura düştüğünde, mübarek yanakları kanıyordu. Mübarek ellerini yüzüne sürünce, ellerinin ve sakal-ı şerifinin kana boyandığını gördüler.
Bir damla yere düşmeden Cebrail aleyhisselam yetişip, o mübarek kanı kaptı ve dedi ki: "Ya Habiballah! Allahü teâlânın hakkı için, eğer bu kandan bir damla yere düşse, kıyamete kadar yerde ot bitmezdi."
Fahri alem efendimiz de; "Eğer benden bir damla kan yere düşerse, gökten azab nazil olur. Ya Rabbi! Kavmimi affet! Çünkü onlar bilmiyorlar" buyurarak, kendisini öldürmeğe kalkan, mübarek vücuduna kılıç vurup, mübarek dişlerini kıran ve mübarek yüzünü kana boyayan kimselerin hidayete gelmesi için dua ediyorlardı.
Bu esnada, Ka'b bin Malik hazretleri; "Ey Müslümanlar! Müjde! İşte Resulullah burada!.." diye yüksek sesle bağırıyordu. Bu sesi işiten şanlı Eshab yeniden hayat bulmuş gibi sevinçle oraya koştu.
Hazret-i Ali ile Talha bin Ubeydullah derhal oraya gelerek çukurdan çıkardılar. Hazret-i Ebu Ubeyde bin Cerrah, sevgili Peygamberimizin mübarek şakaklarına batan miğferin halkalarını dişleriyle çekerek çıkardı. Bu demir parçalarını çıkarırken iki ön dişi de çıktı.
Eshab-ı kiramdan Malik bin Sinan hazretleri, Resulullah efendimizin mübarek yüzlerinden sızan kanı emdi. Bunun üzerine Peygamber efendimiz; "Kanım kanına karışan kimseye Cehennem ateşi dokunmaz" buyurdular.
Müşrikler, tekrar üstlerine gelmeye başladılar. Eshab-ı kiram, Peygamber efendimize yeniden kavuşmanın sevinci ile bir anda Resulullah efendimizin etrafında halka olup; hiçbir müşriki bırakmadılar.
Peygamber efendimize artık bir şey yapamayacaklarını anlayan müşrikler, dağın tepesine çıkmaya başladılar. İki cihanın sultanı, yanında bulunan Sa'd bin Ebi Vakkas hazretlerine; "Onları geri çevir" buyurdu.
Hazret-i Sa'd; "Ya Resulallah! Yanımda sadece bir okum var. Bununla nasıl geri çevireyim?" diye sual eyleyince, Resul-i ekrem efendimiz, tekrar aynı emri verdiler.
Bunun üzerine okçuların piri Sa'd bin Ebi Vakkas hazretleri, elini çantasına götürüp, okunu attı. Hedefini bulan ok bir müşriki devirdi. Elini tekrar ok çantasına uzattığında, bir ok daha olduğunu gördü.
Dikkat etti, bu ok, biraz önceki oktu. Bir müşrik daha öldü. Bu hal, defalarca sürdü. Sevgili Peygamberimizin bir mucizesi olarak, hazreti Sa'd, her defasında ok çantasında bir evvelki attığı oku bulmuştu. Peşpeşe adamlarının öldürüldüğünü gören Kureyşliler, dağa çıkmaktan vazgeçtiler. Aşağı inip geriye çekildiler.
İçlerinden Übey bin Halef, atını, Peygamber efendimize doğru sürerek; "Nerededir, o peygamber olduğunu iddia eden kişi? Karşıma çıksın da, benimle çarpışsın!" diye bağırmaya başladı.
Eshab-ı kiram, ona karşı çıkmak istediyse de, sevgili Peygamberimiz müsade etmedi. Haris bin Simme hazretlerinin mızrağını alıp ileri çıktılar. Übey alçağı atını mahmuzlayıp; "Ey Muhammed! Sen kurtulursan, ben kurtulmamayım!" diyerek yaklaştı.
Tepeden tırnağa zırhlara bürünmüştü. Alemlerin efendisi, elindeki mızrağı Übey'in boynuna fırlattı. Mızrak uçarak, miğferi ile zırh yakası arasından boynuna saplandı. Übey, sığır gibi böğürerek atından yere yuvarlandı. Kaburga kemikleri kırıldı. Müşrikler, onu kaldırıp, götürdüler. Yolda; "Muhammed beni öldürdü!.." diyerek bağıra bağıra can verdi.
Ekleme Tarihi: 11.04.2004 - 13:27
mavivegul üyenin diğer mesajları mavivegul`in Profili mavivegul Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: anam babam feda olsun sana
mavivegul su an offline mavivegul  
anam babam feda olsun sana
15 Mesaj -
"Anam babam sana feda olsun!"

Uhud savaşında, müşriklerin bütün hedefi Resulullaha ulaşmaktı. Fakat buna muvaffak olamadılar. Sevgili Peygamberimizin yanına yaklaşamayacaklarını anlayınca, ok atmaya başladılar. Atılan oklar, ya üzerinden geçiyor, ya önüne, ya sağına, veya soluna düşüyordu.
Düşmanı geriye püskürtmek için canlarını dişine takarak çarpışan Eshab-ı kiram, bu hali görür görmez Alemlerin efendisinin etrafına toplanarak, gelen oklara mübarek vücudlarını siper etmeye başladılar.
Peygamber efendimiz Eshabına, okla mukabele etmesini emir buyurunca, sahabiler de düşmana ok atmaya başladılar. Sevgili Peygamberimiz, Sa'd bin Ebi Vakkas hazretlerini önüne oturttular.
Çok keskin nişancı olan hazret-i Sa'd, sür'atle, peşpeşe düşmana ok yağdırmaya başladı. Sadağından yani ok çantasından her ok çekişte; "Ya Rabbi! Bu senin okundur. Onunla düşmanı vur!" diyor, Peygamber efendimiz de; "Allah'ım! Sa'd'ın duasını kabul et! Allah'ım! Sa'd'ın okunu doğrult!.. Devam et, Sa'd! Devam et! Anam babam sana feda olsun!" buyuruyordu.
Bu şekilde her ok atışta. Peygamber efendimiz aynı dualarını tekrar ediyorlardı. Hazret-i Sa'd'ın oku bitince, sevgili Peygamberimiz, kendi oklarını ona verip attırdı. Sa'd bin Ebi Vakkas hazretlerinin her oku ya bir düşmana, veya bindiği hayvana isabet ediyordu.
Müşriklerin attığı oklara karşı, Ebu Talha hazretleri, sevgili Peygamberimizin önüne gerilerek, gelecek her oka kendi vücudu ve kalkanı ile siper oluyor, arada bir düşmanı şaşkına çeviren naralar atıyordu.
Peygamber efendimiz; "Asker içinde Ebu Talha'nın sesi, yüz kişiden hayırlıdır" buyurdu. Ebi Talha fırsat buldukça, müşriklere ok atmaktan geri durmuyor, sert ve çok seri ok atıyor, attığı boşa gitmiyordu.
Attığı okları Resul-i ekrem efendimiz, merak edip, mübarek başını yukarı kaldırdıkça, Ebu Talha, Resulullah'a bir ok isabet eder korkusuyla;
"Anam-babam canım sana feda olsun ya Resulallah! Mübarek başınızı kaldırmayınız. Size bir düşman oku isabet edip zarar vermesin! Vücudum, mübarek vücuduna siper ve sana fedadır! Beni boğazlamadıkça, sana ulaşamazlar! Ben ölmedikçe, size bir şey olmaz!.." diyerek sevgili Peygamberimizi kendi nefsine tercih ederdi.
Eshab-ı kiram daha toparlanamamıştı. Peygamber efendimizin etrafında ancak otuz kadar sahabi, pervane gibi dönüyor, gelen oklara, mızraklara, kılıçlara kendi vücudlarını kalkan ediyorlardı.
Tek arzuları; Peygamber efendimizin emrini yerine getirmek ve O'na gelecek her türlü zararı uzaklaştırmaktı. Yiğitlerin serdarı hazret-i Hamza, o hengamede Peygamber efendimizden ayrı düşmüş, bir kalabalığın ortasında iki elinde iki kılıç ile çarpışıyor; "Allahü ekber!.." nidalarıyla düşmanın kalbine korku salıyordu.
Şimdiye kadar, tek başına tam otuz bir müşrik öldürmüş, pek çoğunu da ya kolundan veya bacağından etmişti. Ortasına düştüğü müşrik sürüsünü dağıttığı bir sırada, Siba' bin Ümmü Enmar; "Bana karşı koyabilecek bir yiğit var mı?" diyerek hazrte-i Hamza'ya meydan okuyordu.
Ekleme Tarihi: 11.04.2004 - 13:20
mavivegul üyenin diğer mesajları mavivegul`in Profili mavivegul Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: uhud
mavivegul su an offline mavivegul  
uhud
15 Mesaj -
Etten duvar oldular...

Uhud'da perişan olan müşrikler kaçmaya başladılar. Müşriklerin kaçtığını gören Ayneyn geçindikleri okçuların bazıları harbin bittiğini zannederek yerlerini terk ettiler. Kumandanları Abdullah bin Cübeyr ve on iki kişi yerlerinde kaldılar.
Bu esnada tetikte bekleyen, her fırsatı değerlendirmeye çalışan Kureyş okçu birlik kumandanı Halid bin Velid, geçitteki mücahidlerin azaldığını görünce, emrindeki süvarileri harekete geçirdi.
İkrime bin Ebi Cehil'le birlikte bir anda Ayneyn geçidine geldiler. Abdullah bin Cübeyr hazretleri ile vefakar, sadık arkadaşları saf halinde dizilip açıldılar. Sadaklarındaki oklar bitinceye kadar düşmana ok yağdırdılar.
Sonra mızraklarıyla, göğüs göğüse gelince de; "Allahü ekber! Allahü ekber!" diye diye kılçlarıyla nice kahramanlıklar gösterdiler. Müslümanlarla müşrikler arasında, bire yirmibeş gibi çok nisbetsiz bir durum vardı Şanlı Eshab-ı kiram, Peygamberlerinin emrini yerine getirmek için, kanlarının son damlasına kadar çırpıştılar. Birbiri arkasından şehadet şerbetini içip, mübarek vücudları toprağa düştü ve ruhları Cennet'e uçtu .
Müşrikler, kinlerinden hazret-i Abdullah'ın elbisesini soyarak, mübarek vücudunu mızraklarla delik deşik ettiler. Karnını yarıp, iç organlarını dışarı çıkardılar.
Halid bin Velid ve İkrime, geçitteki mücahidleri şehid edince, sür'atle İslâm ordusunun arkasından saldırdılar. Eshab-ı kiram, bir anda arkalarında, peyda olan düşmanı görünce, toparlanmaya fırsat bulamadı. Çünkü birçoğu silahlarını bile bırakmıştı. Her şey birden bire değişti. Önde kaçan Kureyşli müşrikler, Halid bin Velid'in arkadan hücuma geçtiğini görünce, tekrar döndüler. Müslümanlar, iki ateş arasında kalmıştı. Düşman önden ve arkadan hücuma geçerek sıkıştırmaya başladı. Sahabenin birbirleriyle irtibatları kesildi. Dağılmak mecburiyetinde kaldılar.
Hazret-i Ali o anı şöyle anlattı: "Aralarında İkrime bin Ebi Cehil'in de bulunduğu bir müşrik birliğinin ortasına daldım. Etrafımı sardılar, çoğunu kılıçtan geçirdim. Başka bir birliğin içine daldım, onlardan da pek çoğunu saf dışı ettim. Ecelim gelmediği için bana bir şey olmamıştı. Bir ara Resulullah'ı göremedim. Kendi kendime; "Yemin ederim ki, O, harp meydanını bırakıp gidecek bir kimse değildir. Her halde Allahü teâlâ yaptığımız uygunsuz hareketlerden dolayı O'nu aramızdan çekip, kaldırmıştır! Artık benim için çarpışa çarpışa ölmekten başka yol kalmamıştır" dedim ve kılıcımın kınını kırdım. Müşriklerin üzerine hücum edip, onları dağıttığımda, Resulullah'ın onların arasında kaldığını gördüm. Anladım ki, Resulullah'ı, Allahü teâlâ melekleriyle koruyordu."
Düşman askerleri, Efendimizin yanına kadar yaklaşmışlardı. Durum çok tehlikeliydi. Sevgili Peygamberimiz, tıpkı askeri bir birlik gibi sebat ediyor, yerinden ayrılmıyordu. Bir taraftan düşmanla çarpışıyor, diğer taraftan da dağılan Eshabını toparlamaya çalışarak; "Ey filan, bana doğru gel! Ey filan, bana doğru gel! Ben Resulullah'ım. Bana dönüp gelene Cennet var!" buyuruyordu.
Hazret-i Ebu Bekir, Abdurrahman bin Avf, Talha bin Ubeydullah, Ali bin Ebi Talib, Zübeyr bin Avvam, Ebu Dücane, Ebu Ubeyde bin Cerrah, Sa'd bin Mu'az, Sa'd bin Ebi Vakkas, Habbab bin Münzir, Üseyd bin Hudayr, Sehl bin Hanif, Asım bin Sabit, Haris bin Simme bir anda sevgili Peygamberimizin etrafında halkalanıp, O'nu korumak için canlı bir kale duvarı meydana getirdiler.
Ekleme Tarihi: 11.04.2004 - 13:13
mavivegul üyenin diğer mesajları mavivegul`in Profili mavivegul Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Konu: ben pismanim yarabbi
mavivegul su an offline mavivegul  
ben pismanim yarabbi
15 Mesaj -
Yakarisim Sanadir Ey Rabbim!

Gecelerden sabahalara, karanliklardan güneslere dogru açilan yüreklerimizin perde araliklarindan süzülen nur katreleriyle geldim kapina!
Biliyorum, güllerden gecer sana giden yollarI Yakarislarla, dualarla, tahiyyatlarla bezenir.
Ey rahmetiyle kalpleri evirip çeviren, Sana kalbimi getirdim.
Ey kalpleri nuruyla sarip oksayan! Onulmaz yaralarla kan-revan kalbim avuçlarimda, kapina geldim.
"Selam olsun ömür seccadesini gönül dergahina serenlere" diyebilmeyi ne çok isterdim, ama biliyorum ne yüzüm var nede hakkim.
Ögrendim ki dua, asigin masuguna bir haber salmasidir; gözyaslariyla yazilmis bir mektubu. Ve bir bekleyistir, istiyakla, korkuyla, ümitle bekleyis.
Iste, zaman her saniyesini balyozlamaktayken ömrün, verilmemis hesaplarin korkusuyla, titreyen yüreklerimizin bir lahsa umut adina geldik kapina Ah gelebildik mi, bir haber var mi affina dair?
Acziyeimi alarak koynuma, bir dervis hirkasiyla, sevgili Eyyüb'unün sabrini yüklenerek gelebilmek isterdim kapina!
Meryem örtülerimle örtünebileseydim Tur Dagindaki o ses bir yanki bulabilseydi ruhumda insanligim adina. Önünde bütün ruhumla secde edebilseydim.
Yeri gögü bagrina basan Ey Rabbim!
Ey gökyüzünü kudretiyle sürmeleyen!
Rahmetini serp taslasan gönüllere Ey Rabbim!
Sanadir münacatim, yalniz Sana olsun askim lutfeyle!
Bir avuç ates böcegi uçuver ne olur zifiri yüreklerimize. Kararan günlerimize, gecelerimize Ve ne olursan ol gel diyen asiklarin hürmetine, ne olur affeyle!
Seni aradim durdum gönüllerin yalnizliginda çöllerinin, menzilsiz yollarinda ve bir katre rahmetine muhtaç topraginda. Ah perde, ah sah damarim! Sefkatinin gölgesine siginiyorum Ya Rabbim!
Hiçligin zerresinden kavrulmaya can attigim demdir. Vedudsun Iltifatina muhtaciz Ya Rabbim! Tenezzül buyur kulununu münacatina.
Dua dua acilirmis Sana giden kapilar. Hüzünlü bir sonbahar günü kapinda yalvarmaya geldim. Senden korkum nar degil, kaybetme korkusudur. Dostu, en sevgiliyi, sila-i rahimi, canani, canda kaybetme korkusu! Umudumsa rizan: iIlahi ente maksudi..
Yüreklerimiz ezik Ya Rabbim! Yüzümüz yerde. Kaldirip basimizi sonsuzluga bakmaya yüzümüz yok! Layik olamadik. Pismanligin dehlizlerinde boguluyorken aglayamadik, derinden sessizce Zayif irademizle, alaca karanlik yüreklerimizle bir damla gözyasi getirebilseydik yürekten, ihlas adina. Biliyorum pismanliklara delil kabul ederdin
Yüregin zayif noktalarinda mahkum oldum nefsimize. Ya Rabbim! Çikar kelepçelerini o aleyhillanenin Çikar ne olur, dostlarinin hatirina.
Azad et Ya Rabbim! Süphlerin oyuncagi olmus aklin nezarethanesinden. Kutlu sevdanin gül kokusundan doya doya içir sinelerimize diri meyyitler gibi degil, sirat-i müstakim üzerinde günahlardan nurunla yikanmis olarak yürümeyi nasib eyle.
Sehirler, evler mezar oldu Ya Rabbim! Her evden ceset kokulari yükseliyor semaya. Bedenler degil ruhlar ölü. Bizi nurunla dirilmeyi nasib eyle.
Biz sanemler insa ettik yüreklerimizde göktelenler boyu. Biz yeryüzü tanrilarinin etegini öptük. Diz boyu battik çirkefine alemin. Sahte dostlari, riyakar asklari çarparak yüzüne insanligin, Sana kosmayi nasib eyle.
Tevbe kapilarinin ardina degin açildigi ve meleklerin kanatlariyla yeryüzüne kapandigi günlerin rahmetinde yüzmekteyken edeb askini gönüllerimize nakset.
Iste can pazarinda canimizi satmaktayiz, bir iltifatin ugruna.
Gülistaninda renksiz, kokusuz bir yaprak olmayi çok görme.
Yüce kapinda kitmir olanlardan eyle.
Elimizden, yüreklerimizden katran rengi günahlar dökülüyor.
Dualari semadan çevrilmeyenler adina, geceleri nurlariyla sabahlara çevirenler adina, samimiyeti nakis nakis ömür gergefine isleyenler adina, tevbe ediyor, af diliyoruz dualarimizla
Ya Rabbim!.. Ben pismanim!.. Ben pismanim!..
Ekleme Tarihi: 11.04.2004 - 12:15
mavivegul üyenin diğer mesajları mavivegul`in Profili mavivegul Özel Mesaj Gönder Sayfanın başına dön
Sayfa (1): (1)
İmzalar göster - Konuları göster

Kategori Seç:  
Sitemizde şu an Yok üye ve 115 Misafir mevcut. En son üyemiz: Sevda06


Admin   Moderator   Vip   Üye ]

Hayırlı ömürler dileriz.    Bu üyelerimizin doğum günlerini tebrik eder, sıhhat ve afiyet dolu bir ömür dileriz:
ahmetbelgi (39), g.safis (38), Fadime64 (36), can69 (44), fashionista (32), samyeli_8_2 (37), Junge Muslima (33), ehlibeytasigi (28), asivemavi (39), avelbek (63), nurhayat80 (39), esra-i kübra (27), OperatingSySTeM (39), mcJustice (32), eylul37 (28), MIRALAY HAMZA (41), emrahak (31), m_kara (41), speark (31), muhammedali (34), fbayram (42), lacivert_23 (32), musLima-66 (28), yakuphan (48), gufran (41), Bahtiyor (39), yukselyakar (51), muhtesim (40), ARAN (35), yasin022 (37)
24 Saatin Aktif Konuları
0

Copyright © ((( RAVDA.net )))  *  İrtibat   *   RAVDA Reklam Servisi   *   Tüm hakları saklıdır, izinsiz alıntı yapılamaz.
Sitemizde yayınlanan imzalı yazıların içeriğinden yazarları, forum ve yorumlardan ekleyen şahıslar sorumlu olup, kesinlikle sitemiz sorumlu değildir.
© by ((( RAVDA.net )))

Sayfa 0.89897 saniyede açıldı